ÇANAKKALE SAVAŞLARI



I. DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ GENEL SİYASİ YAPI

1910 yılına kadar “Avrupa’nın hasta adamı” olan Osmanlı Devleti elindeki toprakların çoğunu kaybetmişti. Bu kayıplara bir tepki olarak Jön Türkler Hareketi doğdu, İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu. 1909 yılında yeni bir Anayasa’yla parlamento ve kabine sistemli yeni idari sistem getirildi. 1913 yılında da İttihat ve Terakki Cemiyeti tüm denetimi ele geçirdi.

Cemiyet, Almanlar’a karşı büyük bir hayranlık duymaktaydı. Almanlar da bu hayranlıktan yararlanarak Osmanlı toprakları içerisindeki geniş petrol yataklarını elde etme çabası içine girmişlerdir. 1899’da İstanbul’u Bağdat’a bağlayacak bir demiryolu kurmayı önerdiler. Bunun karşılığında demiryolunun her iki yanında 20km. genişliğinde bir alanın yeraltı zenginliklerini istemekteydiler. Bu proje kapsamında 1899-1914 yılları arasında 1037km. yol yapmışlardır. Bu demiryolu sayesinde Türk-Alman ilişkilerinde önemli gelişmeler sağlanmış, kısa bir süre içerisinde Alman sanayi ürünleri Osmanlı pazarına girmiş ve Almanya’nın bu pazardaki payı giderek artmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti, ordusunu eğitmek ve savunma sistemini güçlendirmek amacıyla Almanya’dan yararlanmış, bu dönemde ve ileriki yıllarda çok sayıda Alman subayı Osmanlı ordusunda görev almıştır. Osmanlı ordusu Alman silah ve donanımlarıyla donatılmıştır. Almanya’nın Osmanlı Devleti üzerinde kurduğu bu denetim etkisini daha sonraki yıllarda da göstermiştir. Bu çalışmalar devam ederken Avrupa giderek iki farklı kutuba ayrılmaktaydı; İtilaf Devletleri ve Mihver Güçler (İttifak Devletleri). Osmanlı her iki tarafla da iyi geçinmeye çalışmaktaydı. Daha sonraki dönemlerde oluşmaya başlayan bu kutuplardan birinde bulunmak isteyen Osmanlı Devleti İngiltere’ye ittifak teklifinde bulundu. Fakat İngiltere bunu kabul etmedi çünkü Osmanlı üzerinde farklı emelleri ve elde etmeyi düşündüğü zengin yeraltı kaynakları bulunmaktaydı. 1914 yılının Nisan ayında Almanya-Fransa veya Almanya-Rusya arasında kesin bir savaşın çıkacağından bahsedilmekteydi. Osmanlı, herhangi bir savaşın çıkması ve bu topraklara sıçraması halinde en çok Rusya’dan çekiniyordu. Çünkü Rusya ilk fırsatta Boğazları ve İstanbul’u kontrol altına almak istiyordu. Bu endişenin sonucu olarak 1914 Mayıs ayında Talat Paşa Ruslar’a ittifak teklifinde bulundu. Fakat Ruslar İngiltere’nin baskısıyla bu teklifi reddetti. Tüm bu olaylar karşısında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin de gayretleriyle 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile bir antlaşma imzalanır.

 Osmanlı açısından tüm bu gelişmeler olmadan önce İngiltere’ye iki savaş gemisi ısmarlanmış ve paraları da ödenmişti. I. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla gemiler teslim edilmedi ve gönderilen paralara da el konuldu. Bu anlaşmazlık üzerine Almanlar gönderilmeyen gemilerin yerine Akdeniz’de İngiliz Donanması’nın kovaladığı iki gemisini (Goben ve Breslau) hibe etmeyi teklif etti. Amiral Souchon komutasındaki Goben ve Breslau 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazı’ndan girerek İstanbul’a doğru hareket etti. 16 Ağustos 1914’te Osmanlı bu iki gemiyi satın aldığını duyurmuştur. Goben’e “Yavuz”, Breslau’a “Midilli” isimleri verilmiş, mürettebata fes giydirilmiştir. Bununla birlikte Boğazlar’ın kapatıldığı duyurulmuştur. Böylece boğazlardan geçmek isteyen Fransız ve İngiliz ticaret gemilerine Boğaz’ı geçmeleri için izin verilmemiştir.

 Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, Midilli ve Türk Donanması Ağustos 1914 ortalarından Ekim başlarına kadar Marmara Denizi’nde eğitim yapmışlardır. Eğitim sonucunda Karadeniz’e çıkmak için izin istenir. Fakat bu istek Osmanlı kabinesindeki barış yanlısı üyelerinin bastırması sayesinde geri çevrilmiştir. Bu tarihlerde Alman ordularının Doğu ve Batı cephelerinde başarısızlığa uğraması, Osmanlıyı biran önce savaşa sürüklemek için baskılarını arttırmaya sebep olmuştur. Nihayet 25 Ekim 1914 tarihinde Başkomutan Enver Paşa tarafından Amiral Souchon’a “Atış talimleri yapmak için Donanma Karadeniz’e çıkabilecektir.” izni verilmiştir. Böylece donanma Karadeniz’e açılmış, bu olay sonun başlangıcı olmuştur. Karadeniz’e açılan donanma Rusya’nın Sivastopol, Odessa, Novorosisk limanlarını bombalamıştır. Böylece Osmanlı I. Dünya Savaşı’na girmiş ve 1918 yılında imzaladığı Mondros Mütarekesi’ne kadar birçok cephede yüzbinlerce şehit vermiştir.

 

ÇANAKKALE CEPHESİ

İtilaf Kuvvetleri Çanakkale Boğazı’na yönelik girişimi, 1914’te savaş başladığı günlerde düşünülmüştür. Osmanlı savaşa girdikten sonra Boğazlar yeniden gündeme gelmiştir. Rusya kendisine yardım için Ocak 1915’te İngiltere’ye başvurmuştur. Bu öneri ilgi görmüş, İngiltere Deniz Bakanı Winston Churcill bir Çanakkale planı hazırlamıştır. Bu plana göre; Rusya’ya yardım edilecek, kurulacak olan bağlantı ile Batı cepheleri rahatlatılacak, Boğazlar ve İstanbul alınacak, Osmanlı saf dışı edilecektir.

Çanakkale Cephesi’nin Açılmasının Gerçek Nedenleri:

 

1.         İstanbul’u işgal ederek Osmanlı’nın yıkılmasını sağlamak, savaş dışı bırakmak.

2.         Osmanlı’nın savaştan çekilmesiyle Almanya ve Avusturya-Macaristan’ı güneyden kuşatmak, Alman bloğunu tek başına orta Avrupa’da sıkıştırıp tecrit etmek.

3.         İngiltere ve Fransa, Rusya’ya vereceklerini bildirdikleri Boğazlar Bölgesi’ni Rusya’dan önce ele geçirip barış masasına kuvvetli oturmak.

4.         Osmanlı’yı barış yapmak zorunda bırakıp Süveyş Kanalı ve Hindistan yolu üzerindeki Türk tehlikesini ve açılmış olan bütün cepheleri ortadan kaldırmak.

 

Çanakkale Cephesinin Açılmasının Diğer Nedenleri:

1.         Kafkaslar’a doğru girişilen Türk taaruzlarının hafifletilmesi için Ruslar’a yardım isteği.

2.         Rus kaynaklarından yararlanmak, ekonomisini düzeltmek. Bunun için gerekli yardımın Rusya’ya ulaştırılması için çareler aranıyordu.

o          Batlık Deniz Yolu: Almanlar’ın kontrolünde.

o          Kuzey Kutup Deniz Yolu: Yılın 9-10 ayı buzlarla kaplı.

o          Avrupa Üzerinden Rusya’ya Ulaşmak: Almanlar bu hattı tamamen kapatmıştı.

o          Londra’yı Odessa’ya Bağlayan Yol: Çanakkale ve İstanbul Boğazları yolu olarak görülmekteydi. Bu sebeple Boğazlar’ı zorla açmak, Rusya’ya yardımları ulaştırmak için tercih edilmeliydi.

3.         Bulgaristan gibi harbe girmeye kararsız devletleri kendi saflarına çekmek.

4.         Marmara çevresi ve Trakya’daki Türk sığınağının Süveyş Kanalı ve Mısır üzerine kaydırılmasını önlemek, Balkanlar istikametinde muhtemel ileri hareketlerden alıkoymak.

5.         İslam alemine karşı hilafetin prestij ve otoritesini kırmak.

6.         Manş Denizi’ndeki savaşlara karşı bıkkınlık duyan İngiliz halkına yeni bir cephede parlak başarılar göstermek.

ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI

Harekat Öncesi Boğaz’ın Durumu:

2 Ağustos 1914’te Almanya ile bir askeri antlaşma imzalanır. Bu antlaşmadan sonra 4 Ağustos’ta boğazın kısmen mayınla kapatılmasına karar verilir ve 22 mayınlık hattın döşenmesi Çanakkale Boğazı’ndaki ilk çalışmadır. Yine 4 Ağustos’ta Boğaz yabancı gemilere tamamen kapatılmıştır.

Daha önceden İngiltere, bedeli 11 milyon altın olan ve parası önceden peşin ödenen “Sultan Osman” ve “Reşadiye” isimli iki savaş gemisine el koyduğunu bildirmiştir. Buna karşı oluşan kamuoyu tepkisini Almanya iyi değerlendirmiş, Akdeniz’de bulunan Goben ve Breslau adlı iki gemiyi hibe edeceğini söylemiştir. Bu gemiler Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın talimatıyla 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazı’ndan girerek Nara Burnu’nda demirlerler. 4 gün sonra Osmanlı Devleti gemileri satın aldığını bildirir. Gemilerin isimleri “Yavuz” ve “Midilli” olarak değiştirilir. Bu gemilerin liderliğinde Karadeniz’e açılan Osmanlı Donanması 29 Ekim 1914’te Rusya kıyılarını bombalamış ve Osmanlı savaşa girmiştir. Bu bombardımana karşılık olarak İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan İtilaf Donanması 3 Kasım 1914’te Kumkale ve Seddülbahir Kaleleri’ni bombalamıştır. Bu tarih oldukça önemli bir tarihtir. Zira Çanakkale Boğazı’nın ilk bombalandığı tarihtir.

İlk Bombardıman (3 Kasım 1914):

Ağustos 1914 başlarında, merkezi Çanakkale’de bulunan 2. Topçu Tugayı’na bağlı 5. Ağır Topçu Alayı Boğaz’ın giriş kısmına konuşlandırılmıştır. Bu alaya bağlı 2. Topçu Taburu Anadolu yakasına, 1. Topçu Taburu Seddülbahir Bölgesi’ne yerleştirilmiştir. Seddülbahir Kalesi içine 1. Topçu Taburu’na bağlı 2., 3. ve 4. Topçu Bataryaları bulunmaktaydı.

Osmanlı Donanması’nın Rusya’nın Karadeniz kıyılarını bombalanmasına cevap olarak 8 İngiliz ve Fransız kruvazörü Boğaz’ın giriş kısmını bombalamıştır. Bu gemilerden birinin 15km. uzaklıktan attığı bir mermi Seddülbahir Kalesi içinde bulunan cephaneliğin 3m. kalınlığındaki toprak örtüsünü ve tavanını delerek cephanelikte bulunan 11 ton barut ve 360 adet ağır top mermisinin patlamasına neden olmuştur. Patlama sonucu 5 subay, 81 er şehit olmuş, 23 er de yaralanmıştır. Bu şehitlerimiz Çanakkale Savaşları’nda verilen ilk şehitlerdir. Bu şehitlerimizden geriye kalan ceset parçaları bombardımandan sonra Seddülbahir Köyü içerisinden toplanmış ve Kale’nin giriş kapısının yanına gömülmüştür. Günümüzde bu mezarlığın olduğu yerde “İlk Şehitler Anıtı” bulunmaktadır.

Boğazın Savunma Durumu:

3 Kasım bombardımanı öncesinde 5 Ağustos 1914’te Başkomutanlığın verdiği emirle Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı kurulmuş ve komutan olarak Albay Cevat Bey atanmıştır. Mayın Grubu bu komutanlığa bağlıydı. Boğaz savunması ile ilgili çalışmalar 4 Şubat 1915’e kadar sürmüştür.

Boğaz savunması için oluşturulan top grupları şu şekildedir:

1- Methal (Giriş) Grubu: Anadolu’da Orhaniye ve Kumkale, Avrupa Yakası’nda Seddülbahir ve Ertuğrul Tabyaları

2- Ara Bölge: Merkez Tabyalar ile Kepez arasında.

a- Obüs bölgesi (İntepe-Tenger Dere-Domuzdere)

b- Set bataryaları (Soğanlıdere-Kepez)

3- Merkez Savunma Grubu: Kilitbahir ve Çimenlik Kalesi etrafında.

4- Son Savunma Grubu: Nara Bölgesi’nde

Ayrıca Giriş ve Merkez Grubu arasında kalan alanda obüs ve seyyar toplar ile bataryalar oluşturulmuş, bu bataryalara ilave olarak çeşitli yerlere gemilerden sökülen toplar yerleştirilmiştir. Boğazın her iki kıyısına yerleştirilen bu topların yanı sıra boğaza mayın döşenmesi kararlaştırıldı. Ne gariptir ki boğaza ne şekilde mayın dökülerek kapatılacağını tespit eden planlar daha önceden İngiliz Deniz Heyeti’ne mensup Halifax isminde bir İngiliz subayı tarafından hazırlanmıştır. Bu plana göre ilk hat Havuzlar-Kepez, son hat Çimenlik-Değirmen Burnu arasında olmak üzere toplam 10 hat mayın döşenmiş, 7 Mart gecesi Nusrat Mayın Gemisi’nin Erenköy Koyu’na kıyıya paralel döşediği 26 parça mayınla bu hat 11 olarak düzenlenmiştir. Muhtelif zamanlarda ilave olarak döşenen mayınlarla 18 Mart’taki deniz savaşına kadar toplam 403 mayın kullanılmıştır. Bu mayın hatlarının yanı sıra düşman denizaltılarına karşı Nara’da bir ağ maniası tesis edilmiştir. Buna rağmen düşman denizaltıları bazen altından bazen de ağı yırtmak suretiyle geçip Marmara Denizi’nde çok sayıda gemimize zarar vermişlerdir.

18 Mart Deniz Savaşı

19 Şubat’ta başlayan bombardımanlarda İtilaf Donanması’nın başında Amiral Carden bulunmaktaydı. Carden, yapılan bu bombardımanların Boğaz’daki tabyalara zarar vermediğini, boşuna cephanelik harcamakta öteye gitmediğini üst makamlara iletmiştir. Fakat üst makamları ikna edemeyen Carden geçirdiği bir sinir krizi sonucu görevden alınarak yerine Amiral de’Robeck Birleşik Filo Komutanlığı’na getirilmiştir. Amiral de’Robeck komutasındaki Birleşik Filo, destek ve lojistik gemileriyle birlikte toplam 103 parça gemiden oluşmaktaydı. Bu filonun amacı; Merkez tahkimatları ve seyyar bataryaları susturmak ve sonrasında mayın gemileri ile Boğaz’daki mayınları temizleyerek İstanbul yolunu açmaktır.

Birleşik Filo:

1. Filo (İngiliz): Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson, Inflexible, Triumph.

2. Filo (İngiliz): Albion, Irresistable, Vengeance, Swiftsure, Majestic, Prince George, Ocean, Cornwallis.

3. Filo (Fransız): Bouvet, Gaulois, Souffren, Charlemagne, Canopus.

1. Filo, saat 10:30’da Boğaz’a girer. Bu filo Merkez Tabyaları’nı bombalar. Kumkale gerisindeki Türk obüsleri karşı atışa başlamıştır. 1. Filo gemilerinden Agamemnon ve Inflexible isabet alırlar. 12 isabet alan Agamemnon uzaklaşır. Inflexible ise aldığı hasarla muharebeye devam eder.

Fransız Filosu, Türk Bataryaları’na karşı yakın mesafeden yaptığı bombardımanda etkili olur. Türk topçusu da atış menzilindeki gemilere oldukça zarar verir. Bunlardan Gaulois büyük bir yara alır. 3. Filo geri çekilirken saat 14:00’da Bouvet, Nusrat’ın döktüğü mayınlardan birine çarpar ve büyük bir patlama olur. 3 dakika içinde 603 personeliyle sulara gömülür. Kalan 30 personeli yetişen küçük gemilerce denizden toplanır.

Saat 15:14’te Irresistable’ın yanında bir patlama olur ve gemi yan yatmaya başlar. Bölgeyi terk etmeye başlayan gemi 16:15’te mayına çarpar. Ocean kurtarmaya gitse de başarılı olamaz çünkü Merkez Tabyalar ve seyyar bataryalar tarafından çapraz atışa tutulmuştur. Irresistable’nin personeli saat 17:50’de gemiyi terk eder. Terk edilmiş gemi 19:30’da Karanlık Liman’da topçu bataryalarımız tarafından batırılmıştır.

Saat 16:05’te Inflexible baş kısmından mayına çarpar. Gemi yan yatar ve baş tarafı suya gömülür. Harekat alanından uzaklaşan gemi Bozcaada’ya ulaşmayı başarır.

Saat 17:50’de Irresistable’dan uzaklaşan Ocean, Mecidiye Tabyası’ndan Seyit Onbaşı’nın attığı mermiyle dümen aksamından yara alır. Dümeni tahrip olan gemi kontrolden çıkarak Nusrat’ın döşediği mayınlardan birine çarpar. Akıntıyla Morto Koyu hizasına kadar sürüklenen Ocean burada batar.

Saat 18:00’da Amiral de’Robeck gerçekçi bir kararla tüm gemilere geri çekilme emrini verir.

Boğazı donanmayla zorlayıp geçme düşüncesi büyük bir yenilgiyle son bulmuştur. İtilaf Donanması büyük kayıp vererek savaş gücünün 1/3’ünü kaybetmiştir. Böylece İngiliz Deniz Bakanı Winston Churchill ve Akdeniz Sefer Kuvvetleri Komutanı Sir Ian Hamilton da kara harekatı olmaksızın boğazın denizden geçilemeyeceğine ikna olmuşlardır.

Deniz Harekatı sonucunda İtilaf Donanması’nda Irresistable, Ocean, Bouvet zırhlıları batmış; Inflexible, Agamemnon, Goulois, Souffren ağır yara alarak saf dışı kalmıştır. Batan gemilerle 44 top kaybedilmiş, 800 denizci ölmüştür. Bu harekat esnasında Türkler 79 şehit ve yaralı, Almanlar 18 ölü ve yaralı vermiştir.Bu ağır yenilgiden sonra İtilaf Kuvvetleri 25 Nisan’daki Kara Savaşları’na kadar yaralarını sarmaya ve Kara Savaşları için hazırlıklara başlamışlardır.

 

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDA HAVA GÜCÜ VE HAVA SAVAŞLARI

Bilindiği gibi insanoğlu değişik zamanlarda uçmayı denemiş ve bunu ilk olarak 17 Aralık 1903 tarihinde Amerika’da Wright kardeşler 12 beygir gücündeki The Flayer adlı uçakla gerçekleştirmişlerdir.

İşte bu tarihten sonra gerek Amerika Birleşik Devletleri’nde, gerekse Avrupa’da uçağa ve uçuculuğa özel bir önem verilmiş ve bu alandaki çalışmalar ve gelişmeler hızla artmıştır.

Yine denilebilir ki askersel amaçlı ilk uçağa 1909 yılında Amerika Birleşik Devletleri sahip olmuş, onu Fransa, İngiltere ve İtalya izlemiştir.

İlk gemiden uçağın kalkması yine Amerika Birleşik Devletleri’nde 1910 yılında gerçekleştirilmiş, ilk uçak gemisine ise yine aynı devlet 1911 yılında sahip olmuştur. İlk deniz uçağını da yine Amerika 1911 yılında donanmasına katmıştır. Savaşta ilk uçak ise İtalyanlarca Trablusgarp Savaşı’nda kullanılmıştır.

Havacılık açısından Osmanlı Devleti’ne gelince, Osmanlı yetkilileri havacılığın önemini anlamışlar ve bu yüzden ilk çalışmalara 1911 yılında Mahmut Şevket Paşa’nın buyruğuyla askersel amaçlarla başlamıştır. Hatta bu amaçla İngiltere ve Fransa’ya pilot yetiştirilmek için subaylar gönderilmiş, bu devletlerden uçaklar alınmış, Yeşilköy’de bir havaalanı bile açılmış ve birtakım kurullar oluşturulmuştur. Balkan Savaşları başladığında Osmanlıda 10 tane gözetleme ve bombardıman uçağı vardır. Ancak bunları 1.Balkan Savaşında kullanamamış, 2.Balkan Savaşı’nda ise birkaç defa gözetleme yaptırtabilmiştir.

1.Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı havacılığı genelde Fransa ve İngiltere’ye dayanırken, Osmanlının yönünü Almanya’ya çevirmesiyle doğal olarak havacılıkta kaynak açısından Almanya’ya yönelmeye başlamıştır. Çünkü, İngiltere ve Fransa Osmanlının uçucularını eğitmediği gibi uçak vermemiş ve İstanbul’daki eğiticilerini de geri çekmiştir.

Osmanlı savaşa girince Almanya her yönden silah, araç ve gereç vermiştir. Bu araç gereç ve donanım içinde havacılığa ait olanlar da vardır. Almanya Osmanlının istemi üzerine başta pilot olmak üzere her türlü uzman, uçak, silah, yedek parça ve bomba göndermiş ve bu alanda bilgi vermiştir.

Osmanlı 1.Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı havacılığı genelde Fransa ve İngiltere’ye dayanırken Osmanlının yönünü Almanya’ya çevirmesiyle doğal olarak havacılıkta kaynak açısından Almanya’ya yönelmeye başlamıştır. Çünkü İngiltere ve Fransa Osmanlının uçucularını eğitmediği gibi uçak vermemiş ve İstanbul’daki eğiticilerini de geri çekmiştir.

Osmanlı savaşa girince Almanya her yönden silah, araç, gereç vermiştir. Bu araç gereç ve donanım içinde havacılığa ait olanlar da vardır. Almanya Osmanlının istemi üzerine başta pilot olmak üzere her türlü uzman, uçak, silah, yedek parça ve bomba göndermiş ve bu alanda bilgi vermiştir.

Osmanlı 1.Dünya Savaşına girdiğinde elinde dört tane sağlam uçağı vardır.

Böyle bir giriş yaptıktan sonra artık konunun özüne geçebiliriz.

Bilindiği gibi Osmanlı savaşa girdiğinde birkaç cephesi vardır. Ancak en önemlisi buradaki Çanakkale Cephesidir. Adeta savaşın can damarıdır. Çünkü burada boğaz vardır. Eğer boğaz geçilebilirse Anlaşma Devletleri ile Rusya birleşecek Trakya’dan Almanya sarılacak Balkan Devletleri İngiltere’nin yanında yer alacak ve en önemlisi de Osmanlı Devleti savaş dışı bırakılacaktı. Böyle çok önemli bir sonucu her iki tarafta bildiği için, olanca güçlerini buraya yığmışlardır. Bu güçler içinde hava gücü de vardır.

Çanakkale Savaşı başlamadan önce Osmanlının burada 3 Ağustos 1914’te gönderilen ve bozuldukları için geri çağrılan deniz uçakları vardır.

Çıkartmadan önce ise Nieport markalı bir deniz uçağı bulunmaktadır. Bu uçakla Fazıl Bey ilk gözetlemeyi 5 Eylül 1914 tarihinde yapmıştır. Bunu daha sonra 10 Eylül, 2 Ekim ve 14-19 Ekim 1914 tarihlerindekiler izlemiştir. Ancak Almanya Erich Serno adında bir teğmeni buraya gönderince işler değişmiş ve havacılık yeni bir döneme girmiştir. Serno ile birlikte üç tane daha Alman uçağı verilmiştir. Fakat çıkartmadan önce Çanakkale’ye yalnızca biri gelebilmiştir. Yani 18 Mart çıkartmasından bir gün önce burada Osmanlının iki deniz uçağı vardır.

Çanakkale cephesinde havacılığı iyi anlayabilmek için her şeyden önce iki yanın hava güçlerini bilmek gerekir. Bu savaşta Osmanlının hava gücü şöyledir:

Savaş başlamadan önce Osmanlının Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na bağlı olarak sefer kuruluşunda kağıt üzerinde de olsa hava birlikleri vardır. Bunlar daha sonra işlerliğe kavuşmuş ve bölük düzeyine kadar yükseltilmişlerdir.

Çanakkale’de Osmanlının 1.Bölük, 6.Bölük ve 3.Deniz Tayyare Bölüğü olmak üzere toplam üç tane birliği vardır. Ancak savaşın son iki yılında Uzunköprü’deki 15.Hava Bölüğü ve tümden Almanlardan oluşan Fokker Bölüğü de etkin olmaya başlamıştır. Böylece bu cephede toplam beş tane hava birliği oluşturulmuştur. Yani bunlardan

1.Uçak Bölüğü Gelibolu’daki Galata’da

6.Uçak Bölüğü Erenköy’de ve Nara’da

3.Deniz Uçak Bölüğü Nara ve Köseburun’da

Fokker Bölüğü Gelibolu’daki Galata’da

15.Hava Bölüğü Uzunköprü’de görev yapmaktadırlar.

Uçakların inip kalkması, bakım ve onarımlarının yapılabilmesi ve uçakların savaş için donanımlarını sağlayabilmesi için havaalanlarının da olması gerekir. Osmanlının bu cephede saptayabildiğimiz kadarıyla aşağıdaki havaalanları vardır.

Galata Havaalanı: Adı üzerinde Galata Köyü yakınlarındadır. Bir dere içindedir. Kara hava uçakları içindir. Osmanlı Ordusunun, yani Limon Von Sanders Paşa’nın karargahının havadan korunması için Temmuz 1915’te buraya yapılmıştır.

Nara Havaalanı: Nara’dadır. Deniz uçakları için yapılmıştır. Aslında burada tek üst değil iki tanedir. Biri de Köse Burnu’ndadır. Çanakkale Havaalanı: Bu ad altında iki yerde havaalanı bulunmaktadır. Biri bugünkü İntepe dolaylarındadır. Ancak 5 Temmuz 1915 tarihindeki bombalamayla iki uçağın kullanılamaz duruma gelmesi sonucu kullanımdan kaldırılmıştır. İkinci havaalanı ise bugünkü Çanakkale Havaalanının yakınlarında bir yerdedir.

Uzunköprü Havaalanı: Bu da özellikle son iki yılda cephede çok etkin olmuştur. Hatta Çanakkale’nin bazı uçaklarını buraya tahsis etmişlerdir. Buradan kalkan uçaklar özellikle Saroz Körfezi ve Bulgar-Yunan sınırında görev yapmış İmroz ve Limni Adasından İstanbul’a giden uçaklarla sık sık karşılaşmışlardır.

Çanakkale’de bunların dışında kara hava uçakları için birkaç küçük havaalanı ve pistin olma olasılığı daha vardır. Bunlar cephe içinde doğrudan ve etkin bir biçimde görev yapan havaalanlarıdır. Bunların dışında Yeşilköy, İzmir, Dedeağaç, Edirne, Tekirdağ ve Marmara Adasındaki Kutali Havaalanı ve pistlerinden de yararlanılmıştır.

Uçakların olduğu yerde uçaksavarların ve birliklerinin de olması gerekir. Bunlar o günkü deyimle Tayyare Topçularıdır. Bataryalar biçiminde düzenlenmişlerdir. Osmanlının cephede ara sıra yerleri değişmekle birlikte şuralarda uçaksavar birlikleri vardır:

3.Ağır Topçu Alayı Çimenlik Tabyasının 1.Ağır Topçu Taburunun Hamidiye Tabyasına bağlı takım

4.Ağır Topçu Alayı Kilitbahirdeki Namazgah Tabyasına bağlı Havuzlarda ve Baykuşta görevlendirme.

5.Ağır Topçu Alayı Kumkaledeki Orhaniye ve Ertuğrul Tabyasında görevlendirme.

Uçaksavar bataryalarının kullandığı değişik silahlar olmakla birlikte asıl ve etkin olan silahları 37mm.lik toplardır. Bunlara da Tayyare Topları denir. Bu topların sayıları değişmekle birlikte bağlı oldukları birlikler şunlardır.

3.Ağır Topçu Alayı: 2 Adet 37 mm.lik Top

4.Ağır Topçu Alayı 6 Adet 37 mm.lik Top

5.Ağır Topçu Alayı 4 Adet 37mm.lik Top

Havacılıktaki güçler açısından bakıldığında Anlaşma Devletlerinin güçleri de şöyledir; Başlangıçta bu cephe İngiliz Doğu Seferi Kuvvet Komutanlığı’na bağlıdır. Fransızlarınsa Bozcaada’da 98.uçak bölüğü ve 20 uçağı bulunmaktadır. Bunlara ek olarak İngilizler buraya uçak getirmişler ve burada ortak bir birlik oluşturmuşlardır. Bunların yanı sıra yöreye Ben My Chree ve Ark Royal adlı uçak gemilerini de getirmişlerdir. Başlangıçta Bozcaada da olan İngiliz-Fransız karma birlikleri İngilizlerin Haziran 1915’te kendi birliklerini Çanakkale İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlanması ve bunları İmroz Adası’ndaki Kefali Limanı yakınlarına taşıması sonucu güçler ikiye ayrılmıştır. Bu birlikler daha sonra yani Selanik çıkartmasından sonra görev alanlarının genişlemesiyle ağırlıklarını Limni Adasına vermişlerdir.

Çanakkale Cephesinde Anlaşma Devletlerinin dördü sabit ikisi de gezginci olmak üzere toplam 6 tane havaalanı vardır.

Bunlar şunlardır;

Bozcaada Havaalanı: Önce karmadır. 16 uçaklıktır. Fakat Haziran 1915’ten sonra tümden Fransızlarındır.

Seddülbahir Havaalanı: Adı üzerinde Seddülbahirde olup 4 uçaklıktır. Ancak burası 15 Haziran 1915 tarihinde Kumkale ve Alçıtepe’den topçu bombalaması, Osmanlı uçaklarının baskını ve çok esintili olması yüzünden havaalanı olmaktan çıkarılmış, olağanüstü durumlarda kullanılmıştır.

İmroz Havaalanı: Gökçeada’dadır. Bu da Haziran 1915’ten sonra tümden İngilizlerindir.

Limni Havaalanı: Adı üzerinde Limni adasındadır. Bu havaalanı anlaşma devletlerinin Çanakkale’den çekildikten sonra etkin olmuştur. Çünkü bunların görev alanı genişlemiştir. Yani Sırbistan Almanya tarafından işgal edilince ve Bulgaristan’ın Bağlaşma devletlerine katılmasıyla bu havaalanı İstanbul’dan Sırbistan’a kadar olan yerleri gözetlemek ve denetlemek amacıyla güçlendirilmiştir.

Ben My Chere Uçak Gemisi: Gezginci havaalanıdır. Toplam 5 uçak taşımaktadır.

Ark Royal Uçak Gemisi: Bu da gezginci bir havaalanıdır. 8 uçak taşımaktadır.

Bu son iki havaalanı veya uçak gemisi gezginci olduğu için Midilli Adası, Limni Adası ve Saroz Körfezi arasında görev yapmıştır.

Osmanlıda uçaksavar bataryalarının olmasına karşın Anlaşma Devletlerinin bu tür birliklerinin olup olmadığını saptayamadım. Ancak Osmanlı uçaklarına yerden ve denizden top, tüfek ve makineli tüfek atışlarının yapıldığını biliyoruz. Ayrıca gerek İngiltere’nin gerekse Fransa’nın Avrupa’daki cephelerinde yeni tip Anti Aircraft denilen çift ve üç namlulu uçaksavarları vardır. Fakat bunları bu cephede kullandıklarını da saptayamadık.

Peki! Osmanlı uçakları hangi etkinliklerde bulunmuşlardır? Osmanlı uçakları Anlaşma Devletleri’nin ordusunu, askerlerini, topçularını, mevzilerini, savaş ve ulaştırma gemilerini, balonlarını, denizaltılarını, havaalanlarını ve bazı köprüleri bombalamışlardır. Bunların yanı sıra gözetlemeler yapmışlar, hava fotoğrafları çekmişler, propaganda amacıyla bildiriler atmışlar, mayın ve ağ taramışlar, İstanbul’dan gelen ulaştırma gemileri konvoylarına eşlik etmişler ve karşı tarafın uçaklarıyla hem çarpışmışlar hem de it dalaşında bulunmuşlardır.

Burada hemen şunu da anımsatmakta yarar vardır; Çanakkale Savaşları dendiğinde hep çıkartma ve çekilme süreci düşünülür. Bu kara savaşları açısından doğrudur. Ancak bu süreç hava savaşları açısından geçersizdir. Çünkü hava savaşları Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan birkaç gün öncesine kadar sürmüştür. Dolayısıyla bu sunumumda 4 yıllık bir hava savaşı sürecinde hava etkinliklerinin tümünü anlatmak olanaksızdır. Ancak bunların önemli olanlarına yer verilecektir.

Bunlardan gözetleme uçuşlarına örnek verecek olursak, bunların savaş boyunca sürekli yapıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Fakat en ilginç olanı Yzb. Serno ve ekibinin 18 Mart 1915’teki çıkartmayı önceden haber verebilmesidir. Serno 17 Martta İstanbul’dan gelmiş ve 17-18 Mart gecesi arkadaşlarıyla birlikte bir gözetleme uçuşu yaparak, Anlaşma Devletlerinin donanmasının boğaza doğru ilerlediğini görerek geri dönmüş ve cephe komutanına 3 saat gibi önceden haber vererek gerekli önlemlerin alınmasına yardımcı olmuştur. Yine bu salonda iki yıl önce tartışılan Anlaşma Devletlerinin çekilmeden haberi var mıydı, yok muydu konulu bir bildiri sunulmuş ve sonuçta belge var mı yok mu tartışmasına gelinmişti. İşte bu gözetlemeler sonucu Hava Bölük Komutanı Alman Yzb. Körner geri çekilişi günü gününe saptamış ve yetkililere bildirmiştir.

Peki, gözetleme biçimi nasıldır?

Gözetleme biçimi şöyledir: Ölçüm ve gözlem için uygun donanımlı olan gözetleme uçaklarıyla pilot ve yardımcısı (gözcü veya rasıt) uçtuklarında gözlem yapar ve bu bilgileri harita üzerine işaretler ve gerekli bilgileri defterine not alır daha sonra bunları gerekli yerlere sunar.

Havacıların yaptığı bir başka görev de fotoğraf çekmeleridir. Bunlar 3000 metreye kadar fotoğraf lar çekebilmektedirler. Ancak elimizde en yüksek 1200 metreden çekilmiş fotoğraf vardır. Fotoğrafları daha çok Alman Yzb. Körner çekmiştir. Hatta birkaç gün içinde 300-400 metreden 200 kadar fotoğrafı çekmiştir. Daha sonra bu fotoğraflar üzerinde çalışmalar yapılarak haritalar yapılıyor ve topçuların kullanımına sunuluyor.

Havacıların bir başka etkinliği de havaalanlarını bombalamalarıdır. Örneğin 27 Eylül 1915 ve 3-4 Eylül 1917 tarihlerinde İmroz Havaalanı 18 Nisan ve 15 Haziran 1915 tarihlerinde Bozcaada havaalanı bombalanmış, yine 17 ve 20 Haziran 1915 tarihinde uçakların bilgi vermesi sonucu Seddülbahir Havaalanı Kumkale ve Alçıtepe yöresindeki topçuların atışıyla kapattırılmıştır. Ayrıca değişik tarihlerde Limni Havaalanı da bombalanmıştır. Bunların sonucunda havaalanları, uçaklar,hangarlar ve donanım zarar görmüştür.

Çok önemli bir bombalama olayı da İngiliz Başkomutanı Karargahı olan General Sir İan Hamilton’un yatının bombalanmasıdır. 18 Temmuz 1915 tarihinde saldırılmış, 2 adet 25 kg.lık ve 3 adet 10 kg.lık Alman bombaları atılmasına karşın vurulamamıştır. Bombalar yatın yakınına düştüğü için bir zarar verdirilememiştir. Fakat bu durum Çanakkale Cephesi’ndeki Osmanlı Askerlerine moral vermiştir.

Osmanlı havacıları köprüleri de bombalamışlardır. Ancak bunu cepheyi yitirmelerine başladıklarında, düşman ilerlemesini önlemek amacıyla Mondros’a yakın zamanlarda yapmışlardır. Örneğin Ekim 1918’de Gümülcine- Kösemescit ve İskeçe-Narlıköy köprüleri bombalanmıştır.

Osmanlı uçakları propaganda savaşımına da katılmıştır. Örneğin 27 Mayıs 1915 tarihinde Fransız sömürgelerinden getirilen askerlere bildiriler atmıştır. Yine Avustralya ve Yeni Zelandalılara 25 Nisan 1915 tarihinde İstanbul’dan gelen bir uçak Arıburnu’nda İngilizce 300 kadar bildiri atmıştır.

Havacılar denizaltılara karşı da etkin olarak kullanılmışlardır. Özellikle Marmara Denizi’ndeki görevi üstlenmişler ve 6 Ağustos 1915 tarihinde saptadıkları bir İngiliz denizaltısını bombalayarak batırmışlardır. Yine Ağustos 1915’te İstanbul dan gelen deniz konvoylarını havadan ve denizden korumuşlardır.

Osmanlı Uçakları balonlara karşı da görev yapmıştır. Ancak buna daha sonra değineceğiz.

Acaba Osmanlı havacıları sivil yerleri bombalamış mıdır?

Osmanlı havacıları sivil yerleri vurmamıştır. Çünkü çevrede vurulacak sivil yerleşim birimleri yoktur. Bunun yanı sıra it dalaşı, bombalama ve önleme uçuşunun sayısızca örnekleri vardır. Antlaşma devletlerinin etkinliklerine gelince, bunların hava yönünden etkinlik alanı ve görev çeşitliliği Osmanlıya göre daha çoktur. Örneğin bunlar Osmanlı Askerlerini, topçusunu, mevzilerini, savaş ve ulaştırma gemilerini, köprülerini, demiryollarını, askersel tesisleri, havaalanlarını vurmuşlar, çıkartmada ve geri çekilmede yoğun bir şekilde destek sağlamışlar, gözetlemelerde bulunmuşlar, propaganda etkinliğine katılmışlar, Nara’daki denizaltı ağlarıyla mayınların yerlerine saldırarak kendilerinin Marmara’ya geçişini kolaylaştırmaya, tam karşıtı olarak da Osmanlının Marmara’daki deniz ulaşımını engellemeye çalışmışlardır. Bunun yanı sıra yerleşim alanlarını da vurmuşlardır.

Bunları örnekleyecek olursak şöyledir; Örneğin 18 Mart 1915 ve 25 Nisan 1915 tarihlerindeki çıkartmalarda Kumkale’de Fransızların uçakları görev almış, boğazın Avrupa yakasında ise İngiliz uçakları kullanılmıştır.

Anlaşma Devletleri uçakları İstanbul’dan Çanakkale cephesine yiyecek, içecek, asker ve donanım getiren Marmara’daki ulaşım gemilerine de saldırmış ve bazı gemileri de batırmıştır. Yine aynı donanımı Uzunköprü’ye kadar getiren demiryollarını ve istasyonlarını da 9,12 ve 27 Haziran 1918 tarihlerinde bombalamışlardır. Ayrıca bunlar yaptıkları uçuşlarla Marmara’daki denizaltılarla telgraf bağlantıları da kurarak onlara gerekli bilgileri sağlamışlardır.

Anlaşma devletlerinin uçakları da propagandaya katılmıştır. Örneğin 23 Ağustos ve 29 Mayıs 1915 tarihlerinde bildiriler atmışlardır. Yine bunlar Nara’daki denizaltı ağlarına da saldırmışlar ve mayın taramışlardır. Ancak mayın taramada biraz başarısızdırlar. Çünkü 18 Mart çıkartmasında çok zarar verdikleri düşünülürse, iyi gözlem yapamadıkları ortaya çıkacaktır.

Antlaşma Devletleri havacılarının en çok zarar verdirdikleri bir görev de topçu atışlarını düzelttirmeleridir. Bunu birçok defa yapmışlardır.

Yine başarılı oldukları bir alan da geri çekilmede verdikleri destektir. Bu destek gözetleme biçiminde olduğu gibi yoğun bir saldırı ile Osmanlı uçaklarının gözetlemelini önlemek biçiminde olmuştur. Özellikle bunu 19-20 Aralık 1915’teki Arıburnu çekilmesi sırasında başarıyla uygulayabilmişlerdir. Ayrıca Çanakkale cephesi gerisine ve Marmara içlerine sık sık saldırarak Osmanlı yetkililerinin gözünün ve uçaklarının buraya çevrilmesini sağlamışlardır. Yani asıl cepheyi rahatlatmışlardır.

Anlaşma devletleri uçakları İstanbul’u da yoğun bir biçimde bombalamışlardır. Özellikle Yavuz’un Çanakkale Boğazından çıkarak Antlaşma Devletleri’nin üstlerini bombalayacağı düşüncesiyle İstanbul’daki Yavuzu batırmak için bu saldırılara başlamışlar, daha sonra da korku salarak İstanbul’daki yetkililerin ve halkın moralini bozmak için sürdürmüşlerdir. Bu yüzden İstanbul’u bombalayan uçaklar İmroz ve Limni havaalanlarından kalkmış, Şarköy yönünden İstanbul’a ulaşmışlardır. Örneğin 12 Nisan 1916’da İmroz’dan kalkan iki uçak Zeytinburnu Silah Fabrikası ile Yeşilköy uçak hangarlarını vurmuştur. 9-10 Temmuz 1917’de iki farman uçağıyla da Harbiye Nezareti avlusuna Bayezit alanına Yavuz Numuneihamiyet ve Yadigar gemisine bomba bırakılıp Yadigar gemisinin batmasına neden olmuştur. Yine antlaşma devletleri uçakları Temmuz 1917 ile Eylül 1917 arasında bazen 4-6 uçaklık kollarla İstanbul’daki Zeytinburnu Fabrikası’nı, Haydarpaşa İstasyonu’nu, Selimiye ve Davutpaşa Kışlası’nı, Haliç’i, Gülhane Parkı’nı, Hasköy Askeri Tesislerini, Yeşilköy Havaalanı’nı, İstanbul Elektrik Fabrikasını, Galata Köprüsü’nü ve Galata’daki balon birliğini bombalamışlardır. Tüm bunların sonucu Başkomutanlık İstanbul’u havadan savunmak için kademeli bir savunma tasarımı hazırlamıştır.

Önemli bir hava savaşı da İmroz Adasının baskını sırasında Midilli Kravözürü’nün battığı olay sırasında olmuştur. İmroz Kafelo’daki İngiliz deniz ve hava üstlerini vurmak için yapılmış olan bu saldırı şöyle gerçekleşmiştir.; 20 Ocak 1918 günü Yavuz ve Midilli kravözürleri, Numune-i Hamiyet, Muaveneti Milliye, Basra ve Samsun muhriplerinden oluşan bir filo baskın düzenlemiştir. Buna iki yanın uçakları da katılmıştır. Burada Midilli kravözürü Kafelo’daki hava alanının yakıt depolarını tahrip etmiştir. Hatta Midili’nin mayınlara çarpmasının nedenlerinden biri hava akınlarından korunmak için yaptığı manevralar olarak gösterilmiştir. Yaralandıktan sonra da İmroz’dan kalkan uçaklar Midilli’yi havadan vurmuşlardır. Ayrıca yaralı olan Yavuz’a da 8-10 uçakla saldırmışlar, fakat vuramamışlardır. Bu sırada Osmanlı uçakları da karşı saldırıya geçerek 2 İngiliz uçağını düşürmüştür. Bu sırada mayından dolayı yaralı olan Yavuz Nara’ya kadar gelerek karaya oturmuştur. İşte burada tam bir hava savaşı yaşanmıştır. Çünkü İngilizler Yavuzu batırmak için olanca gücünü ortaya koyarak saldırmışlar, buna karşın da Osmanlılar kurtarmak için savunma yapmışlardır. Osmanlı yetkilileri durumun ciddiliğini gördüklerinde buraya uçaksavar toplarını da çekmişlerdir. Beş gün beş gece süren hava saldırıları sırasında kurtarma işlerine ara bile verilmiştir. Anlaşma Devletleri uçakları bu beş günlük sürede 276 sorti denilen çıkış yapmış ve toplam 14-15 ton eden 180 dolayında bomba yağdırmışlardır. Bu bombalardan iki tanesi isabet etmiş ve az zarar vermiştir. Hatta aynı anda 14 uçak saldırmıştır. 26 Ocak 1918 tarihinde Yavuz’un yüzdürülmesi ve İstanbul’a gönderilmesiyle olay Osmanlılar için başarı, karşı taraf içinse başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu İmroz baskını olayında İngilizlerin toplam 4 uçağı düşürülmüştür.

Bu cephede ilkler de vardır. İlk torpidonun bu cephede kullanıldığı varsayılmaktadır. Örneğin, 12 Ağustos 1915’te Ben My Chree uçak gemisinden kalkan uçaklar Mahmut Şevket Paşa Vapuru’na torpido atmıştır. Yine Osmanlıların ilk savaş uçağını bu cephede düşürdüğü bilinmektedir.

Peki, Anlaşma Devletleri uçakları sivil yerleri bombalamış mıdır? Bombalamıştır. Paydos, Gelibolu, Lâpseki, Çanakkale, İstanbul ve Uzunköprü bunlar arasındadır. Örneğin Maydos veya bugünkü adıyla Eceabat’a 3 İngiliz uçağı 23 Nisan 1915 tarihinde saldırmış ve 5 siville 5 askerin ölümüne, pek çok kişinin de yaralanmasına neden olmuştur. Hatta ölenler içinde birçok Rum ve Maydos’un din adamı olan Metropolitte bulunmaktadır. Yine 5 Ocak 1917 tarihinde 5 uçaklık, 3 Temmuz 1917 tarihinde de 8 uçaklık bir filo ile ve 10 Temmuz 1917’de Çanakkale’yi bombalamışlardır. 19 ve 23 Mayıs 1916 tarihlerinde de yine 8 uçakla vurarak 70 kadar bomba bırakmışlardır. 3 Ocak 1917 tarihinde Lapseki’yi vurmuşlardır. 9,12 ve 27 Haziran 1918 tarihlerinde ise Uzunköprü istasyonu bombalanmış ve personelden 9 kişi ölmüştür. Biraz önce değindiğim gibi İstanbul’un birkaç yerleşim yeri de bombalanmıştır. Burada şunu da belirtmekte yarar vardır; Anlaşma Devletleri uçakları İstanbul ve Uzunköprü’deki yerleri bilinçli olarak değil, fakat Maydos, Gelibolu, Lapseki ve Çanakkale’yi bilinçli olarak adeta cephedeki zararlarının öcünü almak için yapmıştır.

İngiliz ve Fransızların bombaladığı bir yer de havaalanlarıdır. Onlar da tıpkı Osmanlılar gibi karşı tarafı bu yönde etkisizleştirebilmek için sık sık havaalanlarına saldırmışlardır. Örneğin 5 Temmuz 1915 tarihinde 10 uçakla ve 2 Ağustos 1915’te de Çanakkale veya Erenköy havaalanına saldırmışlardır. Hatta bazı saldırılarda gizlemeler yapılmasına karşın yine de uçaklara zararlar verdirtmişlerdir. Bu yüzden de değişik nedenlerden dolayı Erenköy havaalanı kullanımdan kaldırılmıştır. Nara Havaalanı ise çok sık bombalanmıştır. Bunu uçaklar yaptığı gibi bazen de yöre aşırtma toplarıyla bombalanmıştır. Galata havaalanı da çok sık vurulmuştur. Örneğin 19 ve 25 Aralık 1915, 3 Ocak 1916 tarihlerinde bombalanmış ve zararlar verdirilmiştir. Yine burada da şunu belirtmekte yarar vardır; Havaalanı bombalamak adeta kan davasına dönüşmüştür. Adeta öç almak gibidir. Biri sabah bombalarsa öteki akşamüzeri, diğeri bugün bombalarsa, öteki de hemen ertesi günü bombalamıştır. Yani birbirlerine şu iletiyi vermek istemişlerdir: bu alanda senin gücün varsa, benim de vardır. Sen bunu yaparsan, ben de bunu yaparım, bilmiş ol... gibi.

İngilizlerin bombaladığı önemli yerler arasında hastaneler de vardır. Örneğin 1 Mayıs 1915 tarihinde Maydos Hastanesini, 26 Temmuz 1915’te Celil Paşa Hastanesini, 4 Ağustos 1915’te Ezine Hastanesi’ni, 5 Ağustos 1915’te Ağıldere’deki hastaneleri, 9 Ağustos 1915’te Galata Köyü’ndeki hastaneleri, 13 Ağustos 1915’te Arıburnu’ndaki hastaneleri ve Aralık 1915 başında Reşit Paşa hastane gemisini bombalamışlardır. Burada çok sayıda insanın ölmesine ve yaralanmasına neden olmuşlardır. İşin ilginç yanı hastanede ölenler arasında Osmanlıların baktıkları İngiliz ve Fransız askerleri de vardır.

Anlaşma devletlerinin hava etkinliklerinden biri de hava fotoğrafçılığıdır. Onlar da Osmanlılar gibi fotoğraflar çekerek bunlardan yararlanmışlardır.

Son olarak havacılığın bir kolu olan balonlardan ve balonculuktan da söz edeceğim. Balonculuk açısından Osmanlıya baktığımızda şunu görüyoruz; Osmanlıda Balkan Savaşları sırasında bir sabit balon vardır. Ancak bu balon çalıştırıcıları olmadığı için kullanılamamıştır. 1.Dünya Savaşı içinde ise Almanlar 4-5 sabit balon vermişlerdir. Bunlardan bir tanesi Çanakkale Cephesi’ne gönderilmiştir. Ancak bunun kullanılıp kullanılmadığına ait bir bilgi saptayamadık.

Anlaşma Devletlerinin balonculuğuna gelince, bunların bu cephede Manika, Canning ve Hektor adında üç balonları vardır. Bu devletler yörenin engebeli olması yüzünden sağlıklı atışlar yapamayınca balon istemişler ve bu balonlar gönderilmiştir.

Balonlar şöyle çalıştırılmaktadır. İpleri ve telefon kabloları yerdeki askerlerde olan balonlar 200 metreye kadar çıkartılıyor ve içindeki gözcüler gördüklerini telefonla ve telsizle yerdeki yetkililere bildiriyorlar. Özellikle 25 Nisan 1915 tarihindeki çıkartmada gözlemler sonucu topçu atışlarına Manika adlı balon çok isabet yaptırmış ve Osmanlı Askerlerine çok yitik verdirmişlerdir. Bunun üzerine 5.Ordu Komutanı 30 Nisan 1915 tarihinde Başkomutanlık karargahına başvurmuş ve önlem alınmasını istemiştir. O da uçaklarla saldırılmasını önermiştir. Osmanlı havacıları bu balonlara top ve uçaklarla 26 Nisan, 23 Ağustos, 18 ve 27 Eylül 1915 tarihlerinde saldırmışlar ancak iyi korundukları için etkili olamamışlardır. Yapılan yalnızca şudur; bu balonlar ya açığa denize çekilmiş ya da geçici olarak yere indirilerek görevine ara verdirmişlerdir.

Bu balonlar kendi devletlerinin Marmara içindeki denizaltıları ile de telsiz bağlantılarını sağladıkları gibi geri çekilmede de önemli görevler üstlenmişlerdir.

Burada aklımıza şöyle bir soru gelebilir; havacılık açısından hangi yan daha başarılıdır? İki yan da başarılıdır. Ancak Anlaşma Devletleri daha başarılıdır. Çünkü onların kullandıkları uçak sayısı çoktur. Mayıs 1915’te 30 uçak varken bu sayı Ağustos 1915’te 70’e ulaşmıştır. Oysa Osmanlıda çok daha azdır. Yine Alman Gotha uçaklarının motor gücü 100,150 ve Albatros-C uçakları 160 beygir gücünde saatte 100-125 km. hız yaparken İngilizlerin 275 beygir gücünde Rolls Royce çift motorlu Handey Page uzun menzilli uçakları vardır. Hatta İstanbul’u Limni Adasından vurabilmektedirler. Yine Osmanlı uçakları silah olarak çivi, tabanca, karabina tüfeği, bomba, el bombası ve makineli tüfek kullanırken Anlaşma Devletlerinin uçakları ise çift makineli tüfekler kullanmaktadır.

Bu cephede düşürülen ve düşen uçak sayısına gelince üzülerek söyleyebilirim ki bu konuda kesin bir sayı vermek olanaksızdır. Ancak şöyle bir genelleme yapılabilir; Anlaşma Devletlerinin yitirdiği uçak sayısı Osmanlıya göre birkaç kat daha çoktur.

Sonuç olarak denilebilir ki havacılık açısından her iki yan da canla başla savaşmıştır. İki yan da çok uçak yitirmemek için olabildiğince uçaklarını doğrudan karşı karşıya getirmemeye çalışmış ve biri saldırırsa öteki kaçmıştır. Zorunlu olmadıkça ve biri birini tepelemekte kuşkusu olduğunda yüz yüze gelmemeye çalışmışlardır

Bu hava savaşında her iki yan da olanca gücüyle çarpışmasına ve her iki yanın da başarılı olmasına karşın değişik nedenlerden dolayı Anlaşma Devletleri daha etkindir. Anlaşma devletleri içinde ise İngilizler öndedir. Fransızlar havacılık açısından bu cephede adeta gölgede kalmıştır.

Yine bu cephede tüm yokluklar olanaksızlıklar ve deneyimsizlikler göz önüne alındığında Osmanlı havacıları da çok başarılıdır. Hatta 8 uçak düşüren Alman Yzb. Bodeckke 1916 yılında Başkomutanlık Vekaletince Altın İmtiyaz Madalyası, kendi devleti olan Almanya tarafınca da Almanların en büyük madalyası olan “Orden Pour Le Merite” onur madalyası verilmiştir. Yine denilebilir ki Osmanlının kendi yerli havacıları bu savaşlarda deneyimler kazanmışlar ve burada kara savaşları bittikten sonra öteki cephelere atanmışlardır. Yani bunlar Çanakkale Cephesinde edindikleri deneyimleri ve bilgi birikimlerini öteki cephelere aktarmışlardır. Bu cepheden gidenlerin çoğunluğu daha sonra genelde yönetici konumuna gelmişlerdir. Yani denilebilir ki Osmanlı havacılığının da gelişmesine bu cephedeki havacıların katkısı ağırlıklıdır. Bu cephede uçaklar olduğu gibi uçaksavarlar da iyi savunma yapmışlardır. Balonlar da savaşın sonuna kadar başarıyla görevlerini sürdürmüştür.

Kısacası bu cephenin kazanılmasında Alman ve Osmanlı havacılarının ve bu destanın yazılmasında İngiliz ve Fransız havacılarının azımsanmayacak katkıları vardır.

 

KARA SAVAŞI ÖNCESİ BÖLGEDEKİ TÜRK KUVVETLERİ

I. Dünya Savaşı başında Sofya’da ateşe militer olarak görev yapmakta olan Mustafa Kemal, orduda ısrarla aktif görev istemesi üzerine 18 Ocak 1915 tarihinde 19. Tümen Komutanı olarak atanmıştır. Bu tümen, 57. Alay ve iki Depo Alayı’ndan (Acemi Alay) oluşmaktaydı. İlerleyen günlerde iki depo alayı 72. ve 77. Alaylar’la yer değiştirilmiştir. 77. Alay, çoğunluğu Suriyeli ve çok karışık unsurlardan (Arap, Maruni, Yezidi ve Nusayri) oluşmaktaydı. Mustafa Kemal, depo alaylarını yeniden istediyse de dinletemedi. Daha bu alaylar gelip tümen kuruluşunu tamamlamadan 24 Şubat 1915’te Tekirdağ’dan Maydos’a (Eceabat) hareket eder. Yeni görev yerine geldiğinde 9. Tümen’den 26. ve 27. Alaylar ile bazı bataryalar Mustafa Kemal’in emrine verilerek “Maydos Bölgesi Komutanlığı”’na atanır. Yarbay Mustafa Kemal’in görev alanı tüm yarımadayı kapsayan bölgeydi. Ayrıca, 3. Kolordu ve Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlıkları’na da bağlı olacaktı. Balkan Savaşları esnasında bölgeyi çok iyi tanıma fırsatı bulan Mustafa Kemal 26. Alay’ı Seddülbahir’e, 27. Alay’ı Kabatepe Kıyıları’na, 57. Alay’ı Sarafim Çiftliği’ne yerleştirmiş, başka birlikler geldikçe Maydos (Eceabat) bölgesine tertiplemiştir. 18 Mart sabahı Maydos’tan Kirte’ye (Alçıtepe) giderken yanında bulunan Müstahkem Mevkii Komutanı Albay Cevat Bey’e Kabatepe ve yakın kıyılar üzerine düşüncelerini şöyle anlatır:

“Bu sahil kısmı Boğaz’ın hakikaten kilidi olan Kilitbahir’e çok yakın bulunur. Düşman kıyıya baskın tarzında çıktığı ve kendisini durduracak kadar kuvvete tesadüf etmediği halde doğrudan doğruya Maydos ve Kilitbahir’e tesir etmek suretiyle en çabuk olarak hedefine vasıl olabilir.”

Müstahkem Mevkii Komutanlığı, verilen emirler gereği 24 Mart 1915’te Eceabat’a ulaşan 9. Tümen’in buradaki 19. Tümen’den Maydos Bölgesi Komutanlığı’nı devralmasını söylemiştir. 25 Mart 1915 tarihinde 9. Tümen görevi devralmış, 31 Mart 1915’e kadar bu bölgede çeşitli düzenlemeler yapmıştır.

18 Mart Deniz Savaşı’nda ağır yenilgi alan İtilaf Kuvvetleri’nin hedefine karadan ulaşma düşüncesi anlaşılınca bölgedeki kara birliklerini güçlendirme kararı alınır. Bu amaçla Mareşal Liman Von Sanders 3., 15. Kolordular ile 5. Tümen ve Bağımsız Süvari Tugayı’ndan oluşturulan 5. Ordu Komutanlığı’na getirilmiştir. 26 Mart’ta Gelibolu’ya gelen Liman Von Sanders aynı gün Bolayır’a hareket etmiştir. O’na göre düşman çıkarması Saros Körfezi ve Anadolu Kıyıları’na (Beşige Koyu ve Kumkale) yapılacaktı. Bu sebeple ana kuvvetleri bu bölgelere yerleştirmiş, yarımadada sadece 2 tümen bırakmıştır (9. ve 19. Tümenler). 25 Nisan sabahı Türk kuvvetlerinin durumu şöyleydi:

5. Tümen: Bir taburu Kocaçeşme Bölgesi’nde, kalan büyük kısmı Eksamil-Kavak kesiminde. Komutanı Yarbay Wilmer’dir.

3. Kolordu: Bolayır’dan başlayarak Gelibolu Yarımadası’nı korumakla görevli. Komutanı Tuğgeneral Esat Paşa’dır.

a- 7. Tümen: Karargahı Gelibolu’da, birlikleri Bolayır hizasındadır. Emrinde bulunan Gelibolu Seyyar Jandarma Taburu Kireçtepe Bölgesi’nde. Komutanı Albay Remzi Bey’dir.

b- 19. Tümen: Bigalı Köyü’nde genel ihtiyattadır. Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’dir.

c- 9. Tümen: Ağıl Dere’den başlayarak tüm Gelibolu Yarımadası kıyılarını koruma görevindedir. Komutanı Albay Halil Sami Bey’dir.

15. Kolordu: Karargahı Anadolu yakasında Kalvert Çiftliği’ndedir. Tuğgeneral Weber Paşa.

a- 32. ve 64. Alaylar: Sarıçalı dolayındadır.

b- 31.Alay: Halileli-İntepe ve Kumkale Bölgesi’nde. Komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey’dir.

c- 39. Alay: Çıplak-Yenişehir-Yeniköy Bölgesi’nde olup gerektiğinde Truva Harabesi-Menderes Çayı doğusunda savunma düzeni alacaktır. Komutanı Yarbay H. Nurettin’dir.

11. Tümen: İntepe Bölgesi’ndedir. Komutanı Albay Rafet Bey’dir.

a- 126. Alay: Mahmudiye, Üvecik dolaylarında. Komutanı Yarbay Mustafa Şevki’dir.

b- 127. Alay: Geyikli’nin doğusundadır. Komutanı Yarbay Hasan Lütfü’dür.

Tüm bu birliklerin ve 9. Tümen’in yerleşim düzeni gösteriyor ki Liman Von Sanders ile Türk subayları arasındaki savunma anlayışı çok farklıydı. Birlikler Liman Von Sanders’in emriyle kıyılara uzak yerleştirilmiş, böylelikle düşmanın karaya çıkması kolaylaşacaktır. Bu savunma düzeni, Kara Savaşlarının 8.5 ay sürmesine ve onbinlerce şehit vermemize neden olmuştur.

İtilaf Kuvvetleri kara savaşı için Mısır’da toplanmaya başlamıştır. Burada toplanan birlikler; 29. İngiliz Tümeni, 1. ve 2. Avustralya-Yeni Zelanda (ANZAC) Tümenleri, Fransız Sefer Kuvveti. Böylece Mısır’da toplanan Akdeniz Sefer Kuvveti personel sayısı 75.056 olmuştur. Bu kuvvetlerin başında General Sir Ian Hamilton bulunmaktaydı.

 

KUMKALE OYALAMA ÇIKARMASI

V. Ordu komutanı Liman Von Sanders, Boğaz Bölgesi’nin savunmasında ağırlığı Saroz Körfezi ve Anadolu yakasında Beşige Koyu çevresine vermiştir. Düşüncesine göre İntepe, Erenköy, Kepez ve Çanakkale’de bulunan topçu mevzilerini tehdit eden, kilit noktasını oluşturan Erenköy Mevzileri’nin ele geçirilmesiyle Boğaz’ın savunması ciddi sarsıntıya uğrardı. Liman Von Sanders’in Başkomutanlığa sunduğu bu raporunda oldukça haklıydı. Fakat bu harekatın şu tarafı unutulmuştu: Menderes’ten itibaren doğuya doğru uzanan dağlık arazinin olması harekatın dağlarla Boğaz arasında sıkışır, savunmaya elverişli ormanlarla kaplı engebeli arazi bu harekatı oldukça zora sokardı. Böyle bir harekat için oldukça büyük bir güce ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu sebeplerden dolayı İtilaf Kuvvetleri bu harekattan vazgeçmiştir. General Hamilton’un Fransız Komutanlığı’na 18 Nisan’da verdiği emirle, Gelibolu Yarımadası’na çıkacak ana kuvvetlere yardım ve boğaz girişinde bulunan Türk kuvvetlerinin tespit edilmesi amacıyla Kumkale’ye çıkarma yapılması, buradaki Türk birliklerinin imha edilmesiyle yine aynı birliklerin Avrupa yakasına taşınması istenmiştir. Ayrıca bu harekata destek amacıyla Beşige Koyu’na da bir gösteri çıkarması yapılacaktır.

Fransız Filosu, 25 Nisan saat 04:30’da plan gereği Kumkale önlerine geldiler ve 05:15’te bombardıman başlar. Akıntılar yüzünden Fransız Tugayı ancak saat 10:00’da kıyıya ayak basmıştır. Aynı saatlerde Beşige kıyılarında olan Fransız birlikleri öğlene doğru yoğun sis sebebiyle harekattan vazgeçmiş ve geri çekilmiştir.

Anadolu yakasını savunmadan sorumlu 15. Kolordu Komutanı Weber Paşa, kıyıları zayıf kuvvetle tutmak ve gece yapılacak taarruzlarla düşmanı geri püskürtmek düşüncesindedir. Bu sebeple ana kuvvetleri geride toplu olarak tutmaktaydı. Bu yüzden, kalabalık olan Fransız Tugayı Kumkale Koyu’nu ele geçirmiştir. Aynı gün saat 18:00’de yapılan Türk taarruzunda köyde göğüs göğüse mücadele olmuş fakat çıkan karışıklıklar neticesinde harekat durdurulmuştur. 26 Nisan’da yapılan çeşitli taarruzlar neticesinde asıl hedeflerine ulaşamayan Fransız kuvvetleri 26 Nisan’ı 27’sine bağlayan gece geri çekilmişler ve Gelibolu Yarımadası’nda gerçekleşen muharebelere destek vermek amacıyla bu bölgeye sevk edilmiştir.

Kumkale Çıkarması’nda Fransız Tugayı’na karşı çetin bir mücadele içerisine giren 3. Türk Tümeni’nden 31. ve 39. Alaylar oldukça ağır kayıplar vermiştir. Türk kaybı; 467 şehit, 763 yaralı, 505 kayıp olmak üzere toplam 1735 tir. Bunun karşısında Fransız Tugayı’nın kaybı; 176 ölü, 481 yaralı, 129 kayıp olmak üzere toplam 786 zayiattır.

SEDDÜLBAHİR BÖLGESİNDEKİ MUHAREBELER

General Hamilton, Yarımada’nın güneyindeki Seddülbahir Bölgesi’ni ana çıkarma noktası olarak belirlemiş, bu bölgenin kilit noktası olan Alçıtepe’yi ele geçirdikten sonra Kilitbahir Platosu’na inerek Türk topçusunu arkadan vurmayı planlıyordu. Bu plana göre Seddülbahir Bölgesi’ne 3 piyade tümeni ve bir Hint tugayı ayrılmıştır. Buna göre, bölgeye ilk olarak 29. İngiliz Tümeni çıkacak, bir gün arayla Fransız Tümeni ve 1. İngiliz Kraliyet Deniz Tümeni çıkarılacaktı. Alçıtepe’yi ele geçirmek için planlanan bu harekata destek vermek amacıyla Kabatepe bölgesine de Anzac Kolordusu çıkarma yapacaktır.

Seddülbahir Bölgesi’ne yapılacak çıkarma planlarında bu bölgede 5 ayrı nokta tespit edilmiş, plana göre çıkarma birlikleri bu noktalara aynı anda çıkacaklardı. Belirlenen bu çıkarma noktaları: Morto Koyu (S Koyu), Ertuğrul Koyu (V Koyu), Tekke Koyu (W Koyu), İkiz Koy (X Koyu) ve Zığındere ağzı kuzeyindeki Sarıtepe altı bölgesidir (Pınariçi Koyu) (Y Plajı).

Tüm bu kuvvetlere karşılık, Anafartalar kesiminin haricinde bütün Yarımada’nın savunması 9. Türk Tümen’e aitti. Bu da yaklaşık 35km. uzunluğunda geniş bir bölgeyi kapsamaktaydı. Buna göre 9. Tümen’e ait 27. Alay Kabatepe-Arıburnu arasındaki bölgeyi, 26. Alay Çamtepe’den Kerevizdere’ye kadar uzanan Seddülbahir kıyı şeridini savunmakla görevlendirilmiş, 25. Alay da Sarafim Çiftliği’nde ihtiyat kuvveti olarak yerleştirilmiştir. 9. Tümen karargahı Eceabat’ta bulunmaktaydı. Başlangıçta Seddülbahir Bölgesi’nin savunması 25. Alay’a aitti. Bu durum 22 Nisan’da değiştirilmiş, 26. Alay 25. Alay ile yer değiştirilmiştir. Bu kararın alınmasında en büyük etkenlerden birisi de 26. Alay komutanı Binbaşı Kadri’ye yeteneği açısından daha çok güven duyulmasıdır. Böylece 26. Alay aldığı emirle 22 Nisan sabahı Sarafim Çiftliği’nden yola çıkarak Seddülbahir Bölgesi’ne gelmiş ve 25. Alay’dan bölgeyi teslim almıştır.

Çıkarma harekatının ağırlık noktasını oluşturan Seddülbahir Bölgesi’nde Tekke Koyu, Ertuğrul Koyu ve İkiz Koy’un savunması 26. Alay’ın 3. Taburu’na bırakılmıştır. Bu sahil hattı yaklaşık 6km.’lik bir alandır. Tabur komutanı Binbaşı Mahmut Sabri Bey, bulunduğu araziyi çok iyi değerlendirmiş ve 10. Bölüğü Ertuğrul sırtlarına, 12. Bölüğü Tekke Koyu ve İkiz Koy bölgesine, iki bölüklük kuvveti de ihtiyatta tutmuş, böylece Ertuğrul Koyu kuvvetli tutulmak suretiyle Yarımada’nın burun kısmı tıkanmıştır.

Tekke Koyu Çıkarması (W Plajı): Bir taburdan fazla İngiliz Kuvveti 25 Nisan günü saat 6:00’da kıyıya 400m. yaklaştı. Bu kıyıyı savunmakla sorumlu 12. Türk Bölüğü önce sessizliğini korudu. Çıkarma tekneleri karaya bindirir bindirmez Türk mevzilerinden kopan yoğun ateş sayesinde İngilizler çok büyük kayıplar vermiştir. Böylece kıyıya tutunamamışlar ve harekat durdurulmuştur. İleride alınacak düzenlerle yine bu çıkarma yenilenecek ve Tekke Koyu bir kez daha zorlanacaktır.

Ertuğrul Koyu Çıkarması (V Plajı): Bu koya yapılacak çıkarma iki ayrı düzende planlanmıştır. Bu bölgeye çıkacak İngiliz Kuvveti bir tugay kadardır. İlk hat, İrlanda Taburu Ertuğrul Koyu’nun batısına çıkacaktır. Diğer taraftan River Clyde kömür taşıma gemisine yerleştirilen ana kuvvetler Seddülbahir Kalesi’nin alt kısmında bulunan taşlık kısımda karaya oturtularak karaya çıkarılacaktır. Bu plan Truva Savaşı’nın bitmesine neden olan Truva Atı efsanesinden esinlenerek hazırlanmıştır. Böylece Ertuğrul Koyu’na aynı anda boşaltılacak 3 taburluk kuvvet Harapkale ve Gözcübaba Tepesi arasından ilerleyerek buradaki zayıf Türk direnişini kolayca kıracak, Seddülbahir savunması daha ilk saatlerde etkisiz hale getirilecekti.

Ertuğrul Koyu’na çıkacak İngiliz kuvveti 13 bölükten oluşmaktaydı. Ayrıca bir alay da ikinci kademede bekletiliyordu. Bu kuvvete karşılık burada sadece 10. Türk Bölğü bulunmaktaydı. Çıkarma filikaları ve River Clyde gemisi karaya yaklaşmaktaydı. Kıyıda bulunan Mehmetçik büyük sabır ve bilinçli davranarak karaya çıkmalarını beklemektedir. Filikalar karaya varır varmaz yoğun ateşle karşılaşan İrlanda Taburu çok fazla kayıp vermiştir. Sağ kalabilenler kumsal hattında bulunan küçük tümseklerin arkasına saklanarak canlarını kurtarmıştır. İrlanda Taburu böylece etkisiz hale getirilmiştir. Bu esnada River Clyde gemisinde bulunan iki taburdan fazla kuvvet, kalenin altında bulunan taşlık alanda karaya oturtulmuş ve yüzer bir iskeleye dönüştürülmeye çalışılan tekneler sayesinde karaya çıkmaya çalışmaktadır. 10. Türk Bölüğü buraya da yetişmiştir. Yoğun atış karşısında gemiden çıkanlar daha karaya ayak basamadan ölmeye başlamışlardır. Gemiden sarkıtılan rampa ve merdivenler, duba üstleri cesetlerle dolmuştu. Askerlerine moral vermek amacıyla ileri doğru atılan İngiliz subayları hayatlarını kaybetmişlerdir. Bu sebeple İngiliz kuvvetleri en fazla subay zayiatını bu koyda vermiştir. Mehmetçiğin bu koyda gösterdiği insan üstü gayretleri ve kahramanlıkları sayesinde yaklaşık 2500 kişilik İngiliz kuvveti %70’ini kaybetmiş, kum seti ve kale duvarları altında can kaygısıyla kıyıya sığınmış olanların sayısı yaklaşık 200 kadardı. 25 Nisan günü akşamüzeri İngiliz gözlem uçağı pilotu Samphson’un raporunda Ertuğrul Koyu’nun 50m. açığa kadar kandan kıpkırmızı olduğu ibaresi geçmektedir. Ölen subaylar arasında 3. Fransız Tugay Komutanı General Napier de bulunmaktadır. 26 Nisan sabahı donanmanın ağır bombardımanı altında karaya çıkan birliklerin yoğun ateşi karşısında bölgedeki Türk kuvvetleri geri çekilmiştir. Bu şekilde karaya tutunabilmişlerdir. Bu koydaki İngiliz kaybı yaklaşık 6000’dir.

İkiz Koy Çıkarması (X Plajı): İngilizler bu koya bir tabur çıkarmayı planlamışlardır. Amaç, İkiz Koy ve kuzeyindeki Sarıtepe çıkarmalarıyla Seddülbahir savunmasını kuşatmaktır. Bu koyda, Liman Von Sanders’in savunma anlayışı yüzünden sadece gözetleme postaları bulunmaktaydı. Buradaki gözetleme postaları 30-40 kat üstün İngiliz kuvvetini oyalamayı başarmıştır. İngilizler’in iki bölükten oluşan ikinci kademesinin de karaya ayak basması üzerine Zığınderesi’nde bulunan Türk bölüğünden bir takım bölgeye kaydırılmış ve İngiliz ilerlemesi durdurulmuştur. 26 Nisan sabahı İngiliz kuvvetlerinin ileri hattı Karacaoğlan Tepesi’ne saldırıya geçmiş ve Türk kuvvetinin arkasına düşmüştür. Bu durum da oldukça tehlike yaratmıştır. Bu tehlike karşısında 3. Tabur Komutanı Binbaşı Mahmut Sabri Bey, 9. Bölüğü buraya sevk etmiş ve İngiliz ilerlemesi durdurulmuştur. Tekke Koyu’ndaki savaşın kızışması üzerine 26. Alay, 7. Bölüğü destek amacıyla bu bölgeye sek etmiştir. Bu bölük yolda, önünde savunma kuvveti bulunmayan bir İngiliz birliğine karşı taaruza geçer. Akşama kadar süren mücadele sonucunda 7. Bölük ağır kayıplar vermesine rağmen İngilizler’i Karacaoğlan Tepesi’ndeki az sayıdaki kuvveti haricindeki tüm kuvvetini kıyıya hapis etmeyi başarmıştır.

Zığındere Ağzı Kuzeyi ve Sarıtepe Altı (Pınariçi Koyu) Çıkarması (Y Plajı): Bu bölgede tugay düzeyinde bir birlik çıkarılması planlanmıştır. Bu çıkarma, Seddülbahir Bölgesi’ni savunan Türk birliklerinin gerilerini hem tehdit edici durumuyla hem de burasının boş bırakılması nedeniyle gerçekten büyük bir tehlike oluşturmaktaydı. İngiliz tugayı saat 06:45’te hiçbir direnişle karşılaşmadan karaya çıkmıştır. İngiliz tugayı, vaat edilen takviyeyi beklemeye koyulması, ileri hareket için yeni bir emir beklemesi, güneydeki savaşların nasıl geliştiğini öğrenmemesi gibi nedenlerle çıktığı kıyıda hareketsiz kalmıştır. Bu durumda İngilizler büyük bir fırsatı kaçırmıştır. Eğer İngiliz kuvveti Alçıtepe doğrultusunda ilerleseydi önünde hiçbir savunma gücü bulmayacak ve böylelikle Alçıtepe’yi kolaylıkla ele geçirebilecekti. 26. Alay’ın elinde kalan son bölük de bu bölgeye sevk edilmiş, iki topçu bataryasına bu tugay hedef gösterilmiş, ayrıca 9. Tümen’e bildirilerek yardım istenmiştir. Böylece, 25. Alay 1. Tabur’un gelmesiyle bu tugay geri çekilmiştir.

Morto Koyu Çıkarması (S Plajı): Morto Koyu ve Eskihisarlık sırtları Seddülbahir savunmasının yan tarafına egemen olan ve Türk ihtiyatlarının kanatlara dağılmasını sağlayan yönüyle oldukça önemli bir noktaydı. Ayrıca burası ele geçirildiği zaman Boğaz topçusunun Rumeli kanadı baskı altında tutulabilecekti. Bu bölgeye bir İngiliz taburu çıkacaktı. Türk savunmasının buraya ayırabildiği kuvvet ise ağır silahları olmayan sadece bir takımdı. Bu takımın kuvvet çoğunluğu sırtın Morto Koyu’na bakan batı kesiminde bulunmaktaydı. Doğu kesimine sadece gözcüler yerleştirilmişti. Morto Koyu’nun merkez kesimleri 3. Tabur’dan ayrılan bir takım korumaktaydı.

Çıkarma harekatı 25 Nisan günü saat 04:30’da yoğun bombardıman ile başladı. Türk takımı yoğun bombardıman karşısında bir dakika bile tereddüt etmiyor ve top mermilerinin açtığı çukurlara girerek direnmeye devam ediyordu. Nihayet çıkarma filikaları denizde görülmeye başladı. Kıyıya yaklaştıklarında sıralardan biri doğuya, diğeri Morto Koyu’na bakan kıyılara yöneldi. İşte bu esnada Türk takımının bütün erleri yoğun bir atışa başladı. İngilizler daha karaya ayak basamadan ölmeye başladılar. Kumsala çıkıp sağ kalanlar dik yamaçların altına sığınarak hareketsiz kalmışlardır. Eski Hisarlık sırtlarına çıkan İngilizler buradaki 3 kişilik gözcü askerler karşısında kolayca burayı ele geçirerek Türk takımının arkasına sarkmaya başladı. Bu hareket karşısında takım komutanı takımını geri çekerek doğru bir karar vermiştir. Böylece zaman kazanarak 8. Bölüğün bölgeye yetişmesini sağlamıştır. Bu kuvvete Jandarma grubunun da katılımıyla İngiliz taburuna karşı taaruza geçilmiştir. Bu taaruz, donanmanın yoğun ateşiyle ancak durdurulabilmiştir.

Sonuçta, Seddülbahir çıkarmaları Çanakkale Cephesi’ndeki harekatın ağırlık merkezini oluşturmaktadır. 25 Nisan günü için ilk hedef Alçıtepe seçilmiş ve planlar buna göre hazırlanmıştır. Fakat Alçıtepe’yi 1 günde alabileceklerini düşünen İngilizler sert bir direnişle karşılaşmış ve çıkabildikleri kıyılara çakılıp kalmışlardır. Takviyeli 29. İngiliz Tümeni karşısında 5 ayrı noktada sadece 26. Alay’ın 3. Taburu ve 2. Taburu ile karşı konulmuştur. 25. Alay’ın bir taburu Sarıtepe altına çıkan İngiliz Tugayı’nı etkisiz kılmaya yetmiştir. 26 ve 27 Nisan tarihlerinde yapılan mücadeleler neticesinde İngilizler çok az bir derinlik elde edebilmişler ve kıyı başı anlamına gelen sağlam bir toprak parçasını ele geçirebilmişlerdir.

 

ALÇITEPE ( KİRTE ) SAVAŞLARI

I. Kirte Savaşı (28 Nisan 1915):

Fransız Tümeni’nin de gelmesiyle güçlenen General Hunter Weston komutasındaki İngiliz kuvveti Eski Hisarlık-Zığındere arasındaki bölgede Türk kuvvetlerine karşı taaruz hazırlıklarını tamamlamıştı. Bu taaruz 2 safhada gerçekleşecekti:

1. Safha: Asıl taaruz grubunu oluşturmaktadır. 29. İngiliz Tümeni, 1. İngiliz Deniz Piyade Tümeni’nden Ason ve Drake Taburları, Kitre yoluyla Yarımada’nın batı kıyıları arasında taaruza geçerek bir yarma yapacaktı.

2. Safha: 5 taburluk Fransız Tugayı harekatın doğu kanadını tutacak aynı zamanda İngilizler’in iç kanadıyla Kirte’ye ilerlemelerini kolaylaştıracaktı.

Bu kuvvetlerin karşısında Kolordu’dan alınan emirle 9. Türk Tümeni takviye amacıyla 19. ve 20. Alaylar bölgeye sevk edilmiştir. Kirte’nin doğusunu Kerevizdere’ye kadar olan bölgeyi 19. Alay, sağ kanadı yani batı kısmını 20. Alay savunacaktı. 25. ve 26. Alaylar yeniden düzenlenmek amacıyla geri çekilecekti. Bölgedeki Bursa Jandarma Taburu, 19. Alay emrine verilmiştir.

29. İngiliz Tümeni 28 Nisan günü saat 08:00’da güçlü donanma ateşi desteğiyle taaruza geçti. Bu taaruz karşısında Türk savaş ileri karakolları geri çekilmiş ve saat 09:00’da iki tarafın asıl kuvvetleri savaşa tutuşmuştur. Batı kanattan taaruza geçen iki deniz piyade taburuyla takviyeli 87. İngiliz Tugayı Yassıtepe’ye ilerlemiştir. Ne var ki toplam 10 İngiliz taburuna karşı 20. Alay bu taaruzu her seferinde durdurmuş ve ağır zayiatlar verdirmiştir. Doğu kanatta ilerleyen üstün İngiliz kuvvetine karşı direnen 26. Alay, 25 Nisan’dan beri savaşmakta ve bir gece bile uyumamış olduğundan bu cephe çözülmüştü. Tümen komutanına göre doğu kanat çökmüştü. Alçıtepe doğrultusu serbest kalmıştı. Bu kargaşada 3. Tabur Komutanı Binbaşı Mahmut Sabri Bey ihtiyat grubunu alarak öne fırladı, rastladığı diğer askerleri de emrine alarak karşı siperlere taaruza geçti. Bu ileri hareket öteki birlikleri de canlandırdı. Böylece kaybedilen mevziler yeniden kazanılmış oldu. Diğer taraftan süngü hücumları etkili olmuş, Fransız birliklerinde çözülmeler başlamıştı.

1-2 Mayıs gecesi 20. Alay, karşısındaki İngiliz mevzilerine taaruza geçmiştir. Taktik açıdan baskın niteliğinde düşünülen bu taaruz İngilizler’in sert direnişiyle karşılaşmıştır. Bunun üzerine alay komutanı iki taburun daha muharebeye katılmasını emretti. Burada çok kanlı ve şiddetli muharebeler olmuştur. Sonunda kendisinden çok daha kuvvetli İngiliz birlikleri ve savunması karşısında bu hücumlar durdurulmuştur.

3-4 Mayıs gecesi gelen takviye kuvvetlerle birlikte yeni bir gece taaruzu yapılması planlanmıştır. Tasarlanan plana göre 15. Tümen soldaki 7. Tümen birlikleriyle birlikte taaruza geçecek, İngiliz-Fransız kuvvetlerini sağ taraflarından kavrayıp denize dökecekti. Fakat 15. Tümen İstanbul’dan Kilye Koyu’na yeni gelmiş, taaruz bölgesine vardığında yorgun ve bölgeyi tanımadan taaruza geçmesi gerekmekteydi. 7. Tümen’in taaruza katılacak kuvveti görünürde 3 alaydı. Bunlar batıdan doğuya doğru; 21. Alay, 19. Alay, Bursa ve Beyoğlu Jandarma taburlarıdır. Fakat bugüne kadar yapılan savaşlarda bu kuvvetler oldukça fazla zayiat vermişler, gerçekte toplam 3 taburu geçmemektedir. Taaruzdan önce 56. Alay’ın da bu tümen emrine verilme isteği kabul edilmiştir. Böylece, taaruza katılacak Türk kuvveti toplam 7000’i bulmuştur. Karşı tarafta bulunan Fransız kuvvetinin sayısı ise 17.000 kişiydi. Bunun haricinde arkasında deniz ve kara topçusunun desteği de bulunmaktaydı. Yapılan bu taaruz neticesinde karşılıklı olarak çok zayiat verilmesine rağmen herhangi bir başarı sağlanmamış fakat düşman kuvvetinde oldukça moral bozukluğuna sebebiyet vermiştir.

Karşılıklı taaruzlar 4 Mayıs’a kadar devam etti. 4 Mayıs günü Fransız General Amade’nin General Hamilton’a yazdığı rapor ilginçtir: “Verilen zayiatın altından kalkılamayacak ölçüde olduğu, Senegalli taburlarla yabancı lejyonların tam bir panik ruh haleti içinde artık savaşmalarına olanak kalmadığını, tez elden ve en az bir tugay ile takviye edilmedikleri takdirde Fransız cephesinin güvenlik ve dayanma şansının düşünülemeyeceği” bildiriliyordu. Bütün bunlar Türk süngüsünün eseriydi

II. Kirte Savaşı (6 Mayıs 1915):

İngiltere Harp Bakanı Lord Kitchener’in Londra’dan çektiği “daha fazla beklemek çok tehlikeli olur” telsiz emri uyarısını dikkate alan General Hamilton, 6 Mayıs sabahı yeni bir taaruz kararı alır. Ayrıca Harp Bakanlığı’ndan istediği ek kuvvet onaylanmış, 42. İngiliz Tümeni’nin ilk kafilesi olan 125. Tugay Seddülbahir’e ulaşmış, Fransız Tümeni de yoldaydı. Bunların yanı sıra Arıburnu’ndan iki ANZAC tugayı da bölgeye sevk edilmiştir.

Bu kuvvetlerin karşısında 7. ve 9. Türk Tümenleri savunma düzenlerini yenilemişler, 15. Tümen de Kerevizdere’de ihtiyatta bulunacaktır.

İki tarafın sayısal olarak kuvveti:

İngiliz-Fransız Kuvvetleri: 25.000’den fazla insan, 300’den fazla ağır makineli tüfek, 105 kara topçusu, 400’den fazla deniz topçusu. Türk Kuvvetleri: 10.000 insan, 24 ağır makineli tüfek, 40 top. 6 Mayıs sabahı İngiliz-Fransız kuvvetleri ilerlemeye başlamış, Türk ileri karakollarıyla temas sağlanmıştı. Birbirleriyle helalleşen Mehmetçik birbirlerine yeminler edilmiş, “ölünecek fakat tek bir karış toprak bırakılmayacak düşmana” sözleriyle adeta olacakları önceden gösteriyordu. Gerçekten de 7. Tümen insan üstü süngü taaruzlarıyla Fransızlar’a büyük zayiatlar verdiriyor, diğer tarafta 9. Tümen İngiliz kuvvetlerini şaşırtıyor, zekice yapılan harekatlar neticesinde İngilizler, Türkler’in ana kuvvetiyle bir türlü temasa geçemeden ağır zayiatlar veriyordu. Umutsuzca süren düşman taaruzları 8 Mayıs’a kadar sürdü. Amaç, 25 Nisan günü ele geçirilecek zannedilen Alçıtepesi’ydi. 3 gün süren II. Kirte Savaşı’nda Türkler 2000 zayiat, düşman 6500 zayiat vermiştir. Sonuçta, General Hamilton Londra’ya gönderdiği raporun ilk cümlesinde “Hedefime varamadan harekat başarısızlıkla sonuçlanmıştır.” demiştir.

 

III. Kirte Savaşı (4 Haziran 1915):

General Hamilton II. Kirte Savaşı’ndaki başarısızlığın moral çöküntüsü içindeydi. Gerek Lord Kitchener’in Arıburnu’nda 19 Mayıs taaruzlarında Türkler’in ağır zayiatlar vermesinden cesaretle Hamilton’a çektiği teşvik edici telgrafı, gerek ise iki generalinin önerileri sayesinde Seddülbahir’de 4 Haziran’da yeni bir taaruz kararı almasında etkili olmuştur.

III. Kirte Savaşı öncesinde Türk tarafında fazla kayıp verilmesine rağmen moral oldukça yüksekti. 9. Tümen Seddülbahir-Kirte yolu batısıyla Ege Denizi arasındaki bölgede mevzilenmiştir. 12. Tümen, doğu tarafına yerleştirilmişti. İkişer taburlu 19. ve 20. Alaylar’dan oluşan 7. Tümen Ali Bey Çiftliği’nin kuzeyindeki vadide ihtiyatta bulunmaktaydı. Bunlardan başka Soğanlıdere-Behramlı Bölgesi’nde 15. Tümen’in 58. ve 45. Alayları ile 11. Tümen’in 126. ve 127. Alayları, Bursa Jandarma Taburu ve 3. Tümen’den kalan 2 taburdan oluşan kuvvetler 15. Tümen komutanı Albay Şükrü Bey’in komutasında yeniden düzenlenmekteydi. Diğer bir kısım birlik de Albay Refet Bey komutasında Havuzlar Mevkii’nde bulunmaktaydı. Böylece Güney Bölge’deki Türk kuvveti toplam 21 Piyade Taburu, çeşitli top ve makineli tüfekten oluşan bir kuvvetti.

Fransız Kuvveti: İki tümenden oluşan 30.000 mevcutlu Fransız Kolordusu.

İngiliz Kuvveti: Üç tümenden oluşan 31.000 mevcutlu 8. İngiliz Kolordusu.

III. Kirte Savaşı planına göre;

1- ANZAC Kolordusu Arıburnu Bölgesi’nde bir gösteri taaruzu yaparak dikkatleri üzerine çekecek.

2- Fransız Kolordusu sağda, 8. İngiliz Kolordusu soldan taaruza geçecek, iki deniz piyade tugayı ve 87. İngiliz Tugayı ihtiyatta bulunacaktı.

4 Haziran günü saat 08:00’da başlayan yoğun kara ve deniz topçusunun atışına müteakip saat 12:10’da taaruz başlar. Yoğun bombardıman neticesinde tek bir canlı kalmadığını düşünen Fransızlar 12. Türk Tümeni cephesine hücum ederler. Ne var ki Türk mevzilerinden açılan çok etkili makineli tüfek ve yoğun piyade atışları karşısında ağır kayıplar vermişlerdir. Yoğun taaruzlar neticesinde Türk kuvvetinin insan üstü gayreti neticesinde Fransızlar ilk mevzilerine geri dönmek zorunda kalmışlardır.

12. Türk Tümeni’nin sağ kanadındaki İngiliz taaruzları 36. Alay’ın 3. Taburu’nca durdurulmuş, bu alayın solundaki 1. Tabur ise yoğun İngiliz taaruzu karşısında geri çekilmiştir. Yoğun taaruzlar neticesinde 2. İngiliz Deniz Piyade Tugayı ikinci hedefini ele geçirmiştir. 12. Tümen komutanı ihtiyattaki 22. Alay’ı derhal karşı taaruza geçirir. Bu harekat karşısında 2. İngiliz Deniz Piyade Tugayı geri çekilerek ilk siperlerine geri dönmüşlerdir. Sadece bu savaşta 2. İngiliz Deniz Piyade Tugayı 70 subayından 60’ını, 1900 erinden de 1000’den fazlasını kaybetmiştir. 42. İngiliz Tümeni ilk taaruzlarda Türk mevzilerinden 900m. içeriye girmeyi başarmıştı. Öte yandan 9. Tümen’in sağ tarafından taaruza geçen 29. İngiliz Tümeni durdurularak geri püskürtülmüştü. Karşılıklı taaruzlar 6 Haziran’a kadar devam etmiştir. Gündüz yoğun donanma ateşi desteğiyle ilerlemeye çalışan düşman kuvvetleri az miktarda ele geçirdikleri Türk mevzilerini gece yapılan Türk süngü hücumlarıyla geri kaybediyorlardı. Bu şekilde devam eden savaşlarda çok büyük kayıplara rağmen planlanan toprakları ele geçiremiyorlardı.

III. Kirte Savaşı’nda İngilizler 4500, Fransızlar 2031 zayiat vermiştir. Türkler ise 9000 zayiat vermiştir.

Kerevizdere Harekatı (21-22 Haziran 1915):

Fransızlar’ın “Kerevizdere Harekatı”, Türkler’in “83 Rakımlı Tepe Savaşları” olarak adlandırdığı muharebelerdir. Bu harekat planı Fransız Kolordu Komutanı General Gouraud (Guro) tarafından hazırlanmıştı. Taaruz Fransız Kolordusu tarafından gerçekleştirilecekti. Karşı tarafta 2. Türk Tümeni bulunmaktaydı. Fransız taaruzu 21 Haziran sabahı saat 04:30’da yoğun bombardımanla başlamıştır. Fransızlar ilk hamlede 83 Rakımlı Tepe’yi ele geçirdiler. Çetin geçen bu savaşta 2. Tümen çok kayıp vermiştir. 12. Tümen’in büyük kısmıyla takviye edilen 2. Tümen karşı taaruzla 83 Rakımlı Tepe’yi tekrar ele geçirmiştir. Yoğun bombardımanlarla Türk mevzileri barınılmaz hale gelmişti. İçleri ceset dolu siperler Fransızlar tarafından tekrar işgal edilmişti. Sol kanattaki başarıyla yetinmeyen General Guro verdiği emirle hedeflerin akşama kadar elde edilmesini söylemiştir. Yapılan taaruzlarla 83 Rakımlı Tepe yeniden işgal edildi. 21/22 Haziran gecesi yapılan Türk süngü hücumuyla işgal edilen yerler yeniden kazanılmıştır. Sonuç olarak iki gün süren savaşlar neticesinde 600m.’lik taaruz cephesinde sadece 1. Türk savunma hatlaruyla 83 Rakımlı Tepe işgal edilmişti. Bu iki günlük çetin savaşlarda Fransızlar’ın zayiatı 2500, Türkler’in zayiatı ise 5800 idi.

Zığındere Savaşları (28 Haziran-5 Temmuz 1915):

Kerevizdere Savaşı’nda ağır zayiat veren 2. Türk Tümeni önce ihtiyata çekilmiş, 25 Haziran’da da Asya yakasına intikal ettirilmiştir. Bunun yerine 1. Tümen ve 6. Tümen bölgeye sevk edilmiştir. Sevk edilen birliklerle Güney Grubu Cephesi 3 tümenle (11., 7. ve 12. Tümenler) tutulmuştu. Bunlardan 11. Türk Tümeni Zığındere Bölgesi’ni savunmakla görevlendirilmişti.

 

İngiliz Kuvvetleri: Hint Tugayı ve 87. İngiliz Tugayı birinci hatta, 86. İngiliz Tugayı ikinci hatta olmak üzere Zığındere Sırtı’na; 156. İngiliz Tugayı birinci hatta, 88. İngiliz Tugayı ikinci hatta olmak üzere Çamağacı Sırtı’na taaruz emri almıştı. Taaruz, 28 Haziran saat 09:00’da ağır topçu ve donanma topçu ateşiyle başlar. Zığındere’nin sağ yamacında bulunan 22 makineli tüfek, Türk mevzilerini ateş altında tutmaktaydı. Yoğun taaruzla Zığındere batısında içi yaralı ve şehit dolu Türk mevzileri işgal edilmişti. Zığındere doğusunda İngiliz ilerlemesi durdurulmuştu. İlk gün İngilizler’in elde ettiği başarı elde edecekleri başarıların en büyüğüydü. 28 Haziran’daki ilk gün taaruzunda Türk kaybı 2013, İngiliz kaybı ise 1750 idi.

Zığındere Bölgesi’ndeki savaşlar karşılıklı taaruzlarla devam etmiştir. 2 Temmuz’da 2. Kolordu Komutanı General Faik Paşa’nı emri ile sağ kanattan birliklerin taaruza geçmesi emredilmişti. Bu taaruz tamamen bomba ve süngüyle baskın niteliğinde olacaktı. Taaruza katılan 70. Alay Komutan Vekili Binbaşı Reşat Bey taaruzu şu şekilde anlatmaktadır:

“Manevralarda hücum edercesine ve subayları önde bulunduğu halde Allah! Allah! diye haykırarak düşman üzerine atıldı. Ne yazık ki düşman cephesinin tam olarak tahrip edilememesi, arazinin açık bulunması ve bilinmemesi, düşmanın yağmur gibi yağan şarapnel, piyade ve özellikle yandan ateş altına alan fazla sayıda makineli tüfek ateşleri erlerin tümüyle eritmişti. Sağ kalan ve düşman siperlerine 30m. yaklaşan erler de bulundukları yerde baş kaldırmamak koşuluyla barınabilmişlerdir. Bu sırada subayları başlarında olduğu halde ilerlemekte olan 11. ve 12. Bölükler’in erleri takım takım ileriye gönderilmiş, daha yoldayken yarı yarıya şehit olduklarından avcı hatları takviye olunamamıştır.”

2. Kolordu Komutanı, 1. Tümen komutanını sıkıştırarak taaruzların devam etmesini istiyordu. Fakat verilen büyük kayıplar sonucu bu hatta savunmaya geçilmesi kararlaştırılmıştı. Bu taaruzlar 3 Temmuz sabahına kadar sürmüştür. Bu başarısızlık sonucu 2. Kolordu Komutanı Faik Paşa görevden alınmış, yerine Mehmet Ali Paşa getirilmişti. Emrine 3. ve 5. Tümenler de verilerek birlikler takviye edilmişti. Taaruz 5 Temmuz’da yapılacaktı. 3. Tümen altı taburla Zığındere batısından, 5. Tümen dört taburla Zığındere doğusundan taaruza geçecekti. Birlikler 5 Temmuz’da saat 03:45’te süngü takarak ateş açmadan taaruza geçmiştir. Topçu desteği olmaksızın süngü hücumuna geçen birlikler ağır zayiatlar vermiştir. Kolordu komutanı ağır zayiatlara rağmen birlikleri takviye ettirerek yeniden hücuma geçmeleri emrini vermekteydi. Nihayet bu durum aynı gün saat 21:00’da Kolordu Komutanı Mehmet Ali Paşa’nın verdiği emirle son bulmuştur.

8 gün süren bu kanlı Zığındere Savaşları’nda yaklaşık 16.000 zayiat verilmiştir. Buna rağmen düşmanın zayiatı oldukça azdı. Zığındere Savaşları’nın bu şekilde sona ermesi sonucu Güney Grup Komutanı Weber Paşa, Liman Von Sanders’in emriyle 6 Temmuz’da görevden alınmış yerine Vehip Paşa getirilmiştir.

Seddülbahir Bölgesi’nde olan savaşlar sonucu İngiliz ve Fransızlar hiçbir hedeflerine ulaşamamış, büyük kayıplar vermiştir. Bunun sonucunda 23 Kasım 1915’te İngiliz Harp Meclisi Yarımada’nın tamamen boşaltılmasına karar vermiştir. Bu karar sonucunda 20 Aralık 1915’te Arıburnu Bölgesi, 9 Ocak 1916’da Seddülbahir Bölgesi boşaltılmıştır.

 

ARIBURNU BÖLGESİNDEKİ MUHAREBELER

Liman Von Sanders’in çıkarmalar yönünden yanlış düşünmesi sebebiyle Yarımada’nın savunmasına sadece 9. Tümen’i vermiş, 19. Tümen’i de Bigalı Köyü ve Maltepe Mevkii’nde ihtiyatta bırakmıştır. 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami Bey, 27. Alay’ı Azmak Dere-Çamtepe arasındaki bölgeyi savunmakla görevlendirmişti. 27. Alay Komutanı Yarbay Şefik Bey bir taburunu bu savunma bölgesine serpiştirmiş, alayın geri kalan kuvveti Eceabat yakınlarındaki Top Zeytinlik Mevkii’nde toplu halde bulunmaktaydı.

General Hamilton’un genel harekat planında Arıburnu Bölgesi için Avustralya ve Yeni Zelandalılar’dan oluşan 2 tümenli A.N.Z.A.C. Kolorusu ile 2. Tali Filo görevlendirilmiştir. Baskın etkisi bakımından ilk çıkarma karanlıkta yapılacak, bütün kolordu 1 günde karaya çıkarılacak, Türk savunması felce uğratılacaktır. Yapılacak bu harekat ile birlikte Boğaz’ın hakim tepeleri işgal edilerek Eceabat doğrultusunda ilerlenerek Seddülbahir Bölgesi’ne çıkan birliklerin kuzey kısmı korunacaktır. Ayrıca buradaki Türk kuvvetlerinin kıyıyla bağlantısı kesilip, Kilitbahir Platosu’na taaruz için başkomutanlık emri beklenecektir.

Arıburnu Çıkarması

24 Nisan 1915’te saat 14:00’da Mondros üssünden hareket eden A.N.Z.A.C. Kolordusu ile yüklü gemiler 2. Tali Filo, 25 Nisan saat 01:30’da çıkarma noktasına 9km. mesafedeki buluşma noktasına ulaşmıştı. İlk hücum dalgasını oluşturan 1500 kişilik birlik Kabatepe Bölgesi’ne doğru ilerlemeye başladı. Ne var ki, kıyı akıntıları yüzünden kuzeye doğru sürüklenmiş, Kabatepe kumsalı yerine Arıburnu kıyılarına düşmüşlerdir. Bu kıyıları gözetleyen 2. Takım’ın iki mangası sahilde, 2. Takım’ın geri kalanı Takım Komutanı Asteğmen Muharrem komutasında küçük Türk birliği Haintepe’de bulunan mevzilerden yoğun ateşle kıyıya çıkan birliklere zayiatlar verdiriyor, sağ kalanlar Arıburnu kıyı eteklerine sığınarak canlarını kurtarabilmişlerdir. Mevzilerin iki tarafının kuşatılmasına rağmen savunmayı sürdüren bu küçük Türk birliği yaralanan takım komutanı ve az sayıda sağ kalan asker geri çekilmiştir. Bu sırada Yüksek Sırt’ta mevzilenen 8. Bölük’ün 3. Takım’ı şiddetli yan ateşleriyle düşman çıkarmasını bastırırken gün ağardıktan sonra Kabatepe ve Palamut Sırtları’ndaki bataryalar da ateşe başlamıştır. Saat 05:00’da yoğun donanma ateşi başlamış, çıkarma da hızını arttırmış ve 3. Avustralya Tugayı da sabahın erken saatlerinde Arıburnu kıyı bölgesine yerleşmişti. Kısa süre içerisinde Kanlısırt’ı ele geçiren düşman, Kabatepe’deki Türk bölüğü ve bataryasının direnişi karşısında ilerleme durdurulmuştur. Büyük bir özveriyle çarpışan zayıf Türk birlikleri geri çekilmeye başlamış, böylece düşman Conkbayırı doğrultusunda serbest kalmıştır. Arıburnu’nda Balıkçı Damları Mevkii’ni korumakla görevli 8. Bölük’ün bir takımı buraya çıkan Anzac taburunu durdurmayı başarmıştır. Üstün düşman kuvveti karşısında bu takım geri çekilmiş, böylece Cesaret Tepe işgal edilir.

27. Alay aldığı emir üzerine harekete geçerken Kabatepe’den gelen bir telefon haberinde Anzaclar’ın iki taburla Arıburnu’na çıktığı, burada kanlı savaşların olduğu, çıkarmaların sürdüğü ve düşmanın Kanlısırt, Kırmızı Sırt ve daha kuzeydeki sırtları ele geçirdiğini öğrenir. Alay, Kemalyeri hizasına geldiğinde Conkbayırı’nda silah sesleri geliyor, Düztepe-Conkbayırı hattında bulunan küçük Türk birliğinin düşmanı oyalamaya çalıştığı anlaşılıyordu. 27. Alay Komutanı, Kemalyeri-Merkeztepe hattı üzerinden taaruz kararı verir ve Alay saat 08:00’da taaruza geçer. 27. Alay’ın taaruzu gelişmiş ve Karayürek Deresi’ndeki Anzac ileri hatları tamamıyla temizlenmiştir. Tüm bu gelişmeler olurken, 19. Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal yoğun silah seslerinden ve gelen raporlardan çıkarmanın başladığını ve çok çetin geçtiğini anlamıştır. 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami Bey, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’e şu mesajı gönderir: “Düşman Arıburnu’na yaklaşık 1 tabur asker çıkarmıştır ve bu kuvvet Kocaçimen istikametinde ilerlemektedir. 19. Tümen’in 1 taburu bölgeye gönderilmelidir.”. Mesaj gelince Mustafa Kemal bu bölgeye 1 taburun yeterli olmayacağını düşünerek 57. Alay’ın tamamının derhal hazırlanmasını ve yola çıkmasını emreder. Bu emirle 57. Alay saat 08:00’da Kocaçimen Tepe’ye doğru hareket eder. Saat 09:40’ta buraya ulaşan alaya 10 dakikalık mola verilir. Kendisi Conkbayırı’na çıkar. Burada düşman karşısında Balıkçı Damları Mevkii’nden geri çekilen Türk askerleriyle karşılaşır. İşte burada bu bölgedeki savaşın gidişatını değiştirecek bir olay gerçekleşir. Bu olayı bizzat Mustafa Kemal şu şekilde anlatır:

“Niçin kaçıyorsunuz?” Dedim.

“Efendim, düşman.” Dediler.

“Nerede?”

“İşte”, diye 261 Rakımlı Tepe’yi gösterdiler. Filhakika düşmanın bir avcı hattı 261 Rakımlı Tepe’ye yaklaşmış ve kemali sebesiyetle ileri doğru yürüyordu.” diye ekler. Kaçan efrada:

“Düşmandan kaçılmaz” dedim.

“Cephanemiz kalmadı” dediler.

“Cephaneniz yoksa süngünüz var.” dedim ve bağırarak süngü taktırdım, yere yatırdım. “Kazandığımız an bu andır.” diye eklemektedir.

Yanında bulunan yaverine 57. Alay’ın bölgeye ulaşarak savaşa girmesi emrini vermesi için geriye gönderir. Saat 10:00’da 57. Alay’ın bir taburu, düşmanın kuzey kanadını tutacak şekilde yerleştirir. Bu kuvvetlere Mustafa Kemal şu tarihi emrini verir:

“Size ben taaruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Siz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir.”

Bu emirle buradaki kuvvetler taaruza geçer ve önüne çıkan Anzac gruplarını silip süpürür. Bu taaruzu General Hamilton şu şekilde anlatır: “Gebe dağlar Türk doğurmakta devam ediyor. Bizim mevzimizin en yüksek ve en merkezi yerine birbirini kovalayan dalgalar halinde yükleniyorlardı.”

Böylece çıkarmanın hemen arkasından oluşan kaos durumu önlenmiş, 27. ve 57. Alaylar’ın hücumlarıyla düşman her iki taraftan da sıkıca kavranmıştı. Bir İngiliz yazar o günkü taaruzları şu şekilde anlatmaktadır:

“Müttefik Devletler için harekatın en kötü rastlantısı, bu deha sahibi küçük rütbeli (Yarbay Mustafa Kemal) Türk komutanının tam o anda, o noktada (Conkbayırı) bulunmasıydı. Çünkü, aksi taktirde A.N.Z.A.C. Kolordusu pekala o gün Conkbayırı’nı ele geçirebilirdi. Savaşın kaderi o anda belli olurdu.”

26 Nisan günü 72. ve 77. Alaylar’ın da gelmesiyle bölgedeki tüm birliklerin taaruzuyla Kılıçbayırı doğusu-Kırmızı Sırt doğusu-Kanlısırt-Albayrak Sırtı’nın gerisi alınmış, böylece İngilizler’in tüm planları alt üst olmuştur. Fakat Kanlısırt’ı tutmakla görevli 77. Alay, donanmanın yoğun bombardımanı karşısında, alayın içinde bulunan çok sayıda Arap erlerinin kaçması yüzünden Kanlısırt düşman eline geçniştir.

27 Nisan’da 64. ve 33. Alaylar bölgeye sevk edilerek 19. Tümen’in emrine verilmiştir. Bu alayların gelmesiyle başlatılan taaruzla Anzaclar Cesarettepe ve Bomba Sırtı güney yamaçlarına geri püskürtülmüş, hatta bir kısmının sandallara atlayarak kaçmak istedikleri bile saptanmıştır.

28 ve 29 Nisan günlerinde bölgede bir durgunluk hakimdir. Her iki taraf da siper kazmakta ve mevzilerini güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu durumdan istifade eden Yarbay Mustafa Kemal 3. Kolordu Komutanlığı’ndan ek kuvvet istemiş, bu istek doğrultusunda 125. Alay 28. Nisan’da Bigalı Köyü’ne gelerek 19. Tümen emrine girmiştir. Aynı gün Anzaclar da kıyıya bir tugay daha çıkarmışlar, bölgedeki mevzilerini kuvvetlendirmişlerdir. Bu durum Nisan sonuna kadar devam etmiştir. 30 Nisan’da Mustafa Kemal’e padişah adına Gümş İmtiyaz Madalyası gönderilmiştir. Bu madalyanın yazısının bir cümlesinde şu şekilde yazmaktadır:

“Geceli gündüzlü süren harbi, başarılı bir şekilde idare ederek her an başka bir surette tecelli etmekte olan fedakar hizmetinizin sürüp gitmesini bekler, bütün kalbimle sizi kutlarım.”

1 Mayıs’a kadar bölgeye gönderilen 13., 14. ve 15. Türk Alayları’yla bölgedeki Türk kuvvetleri 18.400’ü bulmuştur. Buna karşılık olarak Anzac kuvvetleri yeni takviyelerle sayıları 25.000’e yükselmiştir.

1 Mayıs’ta 19. Tümen Komutanlığınca bir taaruz yapılması planlanmıştır. Bu plana göre taaruzun ilk hedefi Bomba Sırtı batısı-Boyun Noktası-Merkez Tepe çizgisi olacaktır. İkinci hedef Haintepe ekseninde olacak şekilde geliştirilecek ve böylece Anzac kuvvetleri çıkış yerlerine sıkıştırılarak denize dökülecekti. Bu taaruzda Türk tertibi şöyleydi:

Sağ Kanat Kolu: Binbaşı Avni komutasında 57., 64., 72. ve 77. Alaylar’ın 3. Taburları Cesarettepe-Yüksek Sırt çizgisinde. Merkez Kolu: Yarbay Ali komutasında 14. ve 15. Alaylar Merkez Tepe doğrultusunda.

Sol Kanat Kolu: Yarbay Ali Şefik komutasında 27., 33. ve 72. Alaylar Kanlısırt’a.

125. Alay ise ihtiyat kuvvet olarak ayrılmıştır.

Taaruz 1 Mayıs saat 05:00’da Türk topçusunun ateşiyle başlamıştır. İngiliz donanmasının karşı ateşi ve düşman makineli tüfekleri yüzünden çok ağır zayiatlar verilmiş, özverili mücadelelere rağmen taaruzlar durmuştur. Boğaz boğaza yapılan çarpışmalar neticesinde düşmanı mevzilerinden söküp atmak gerçekleşememiştir. Siperler arası mesafeler 8-10m.’ye kadar düşmüştü. 1 Mayıs taaruzu 24 saat sürmesine rağmen beklenen sonuç alınamayınca durmuştur. Bu bir günlük taaruzda sadece üç alayın (33., 13. ve 15. Alaylar) toplam zayiatı 25 subay 1885 erdir.

Bu taaruzdan itibaren bölgedeki savaşlar rutin siper savaşlarına dönüşmüş, küçük çaplı baskınların haricinde büyük taaruzlar olmamıştır. 11 Mayıs’ta Çanakkale Cephesi’ni denetlemeye gelen Enver Paşa, Arıburnu cephe kesiminde İngilizler’in denize dökülmesini amaçlayan yeni bir taaruza geçilmesi görüşünü bildirmiş ve bu doğrultuda bir karar alınmıştır. Bu doğrultuda İstanbul’dan 1 taze tümen hareket etmiş ve 18 Mayıs’ta bölgeye gelmiştir. Alınan taaruz kararı Mustafa Kemal’e bildirilmiş ve gerekli planlamalar yapılmıştır. 19 Mayıs taaruzu amacıyla hazırlanan Türk birliklerinin tertibi şu şekildeydi:

19. Tümen: Boyun Noktası kuzeyinde; 64. Alay Cesarettepe’de, 57. Alay Yüksek Sırt’ta, 72. Alay ile diğer birliklerde 3. tabur ihtiyatta. 5. Tümen: 14. Alay Boyun Noktası’nda, 13. Alay Merkez Tepe karşısında, 15. Alay ihtiyatta. 2. Tümen: 1. ve 5. Alaylar Kırmızı Sırt-Kanlısırt kuzey kesiminde, 6. Alay İhtiyatta. 16. Tümen: 47. ve 48. Alaylar Kanlısırt’ın her iki tarafında. Bu bölgedeki Türk birlikleri sayısı 42.112’dir. topçu ve lojistik unsurlar da katılırsa sayı 50.000’i bulmaktadır. Karşı tarafta ise Anzac kuvvetleri 4 piyade, 2 atlı tugay olarak yerleştirilmiştir.

18 Mayıs gecesi başlayacak olan bu taaruz baskın niteliğinde planlanmış ve 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa tarafından yönetilecektir. 4 tümenlik bu kuvvet 3,5km.’lik dar bir şerit üzerinde taaruza geçecektir. Taaruz saat 03.30’da başlar. İlk önceleri 64. Alay’ın 1 bölüğü, 14. Alay’ın bazı birlikleri düşman siperlerini ele geçirdiyse de düşman makineli tüfeklerinin yoğun ateşi karşısında büyük zayiatlar vermiştir. Bu mevzilerdeki taaruzlar adeta katliama dönüşmüştü. Bu olay karşısında taaruzlar durdurulmuştur. 4.5 saat süren taaruzda Türk tarafının kaybı; 51 subay, 3369 er olmak üzere 3420 şehit, 6064 yaralıdır. Düşman kaybı ise oldukça azdır; 168 ölü, 468 yaralı.

Bu başarısızlığın nedenleri:

1- Taaruza derinlik kazandırılmamış, 4 tümen 3.5km.’lik bir alana sıkıştırılmıştır.

2- Baskın niteliğinde olması planlanan bu taaruz, 3. Kolordu karargahından ısrarla yapılan uyarılara rağmen gece yarısından itibaren 2. Tümen cephesinde hafızların yüksek sesle ezanlar ve dualar okumaları, 2. Tümen bandosunun marşlar çalarak yönlendirilmesi.

3- Özellikle merkez hatta taaruz öncesi siperlerin çok yoğun doldurulması (metre başına 14 insan düşmekte).

4- Asıl darbeyi vuracak 2. Tümen’in ilgili subaylarının gündüz cephede ön keşif yapmaması.

Bu kanlı taaruzdan sonra bölgedeki savaşlar yeniden siper savaşlarına dönüşmüş, Haziran ve Temmuz dönemlerinde karşılıklı olarak herhangi bir ilerleme kaydedilmemiştir. Aynı durum Seddülbahir Bölgesi için de geçerliydi. General Hamilton, eldeki kuvvetlerle Çanakkale sorununun çözülemeyeceğini anlamış ve hükümetten yeni kuvvetler istemişti. Churchill’in ısrarı ve Lord Kitchener’in desteğiyle Hamilton’un 5 yeni tümenle daha takviye edilmesi kararlaştırılmıştır.

 

ANAFARTALAR - SUVLA KOYU ÇIKARMASI

Gelecek olan 5 tümenin büyük bir kısmı Anafartalar Limanı’na çıkarılacak, ilk aşamada Kocaçimen-Tekke Tepe hattı ele geçirilmesi, daha sonra Eceabat doğrultusunda ilerlenerek Türk kuvvetlerinin gerisinin kesilmesi planlanmıştır. Bu çıkarmanın kolaylaştırılması amacıyla Arıburnu cephe kesimi takviye edilerek Conkbayırı’na bir taaruz ve Saros Körfezi’ne bir gösteriş çıkarması yapılması da düşünülmüştür. Anafartalar ve Suvla Koyu’na çıkarma yapacak birlikler; 9. Kolordu (10. ve 11. Tümenler), 29. Hint Tugayı, 13. İngiliz Tümeni, 29. İngiliz Tugayı. Bu bölgedeki Türk kuvvetleri; Yarbay Wilmer komutasında iki piyade taburu, Gelibolu ve Bursa Jandarma Taburları bulunmaktadır.

Çıkarmaya katılacak düşman birliklerinin başında General Stapford bulunmaktadır. Çıkarma 6 Ağustos gecesi saat 22:00’da başladı. İlk etapta 4 taburluk İngiliz birliği karaya çıktı. Karşılarında bulunan bir mangalık Türk gözcü kuvvetinin ateşle karşılık vermesine rağmen 1 ölü dışında kayıp vermeden kıyıya çıkmışlardır. Lalebaba Mevkii’ne çıkan birlik şiddetli ateşle karşılaşmışlar, çok kayıp verdirmelerine rağmen Türk erleri fazla direnemeyerek geri çekildiler. Ne var ki 34. İngiliz Tugayı’nın çıkması pek kolay olmadı. Atılan aydınlatma fişeklerinin Türk kıtalarınca görülmesi yüzünden muhripler 500m. açıkta demirlemek zorunda kalmıştır. Bu ve benzeri nedenler yüzünden bu kesimdeki çıkarma 7 Ağustos günü saat 03:00’ı bulmuştu. İngilizler’in 3 taburla 7 Ağustos sabahı Softa Tepe’ye yaptıkları taaruz, buraya yerleştirilen Türk birliklerinin direnişiyle başarılı olamamış, İngilizler, birliklerinin %80’ini kaybetmiştir. Buna karşın 11. İngiliz Tümeni, kıyıda hareketsiz, düzensiz ve karma karışık bir yığın halinde bulunmaktaydı. Tüm bunlardan General Stapford’un ve Hamilton’un haberi yoktu.

Gelişmekte olan yeni durum üzerine V. Ordu Komutanı, Saros Grubu’ndan bir alayı Anafartalar doğrultusunda harekete geçirerek bölgedeki Yarbay Wilmer ile bağlantı kurmasını emreder. Öte yandan da durumun kritikliğini görerek bölgenin sorumluluğunu yüklenebilecek bir komutan arayışına girmiştir. Bu konuda görüşülen Mustafa Kemal “Bütün mevcut kuvvetleri emrime vermekten başka çare yoktur.” demiştir. “Bu kuvvet çok gelmez mi?” sorusunu “Az bile gelir” diye yanıtlamış, böylece tüm birlikler kendisine bağlanmış ve Anafartalar Grup Komutanı olarak atanmıştır.

7 Ağustos günü, Softa Tepe’ye yönelen 10. Tümen birlikleri saat 10:00’da 11. Tümen’in 2 tugayıyla birleşerek Mestan Tepe’ye taaruz etmeleri emredilir. Fakat 11. Tümen birlikleri birbirine karışmış olduklarından taaruz emri uygulanamadı ve böylece Mestan Tepe Türk kuvvetinin elinde kaldı. Diğer taraftan bir İngiliz taburu Kireçtepe’ye doğru ilerlemiş, buraya yetişen Gelibolu Jandarma Taburu’ndan bir bölük İngilizler’e karşı koymuş, daha sonra takviye edilerek düşman ilerlemesi durdurulmuştur.

7 Ağustos sabahından itibaren gelişen olaylar karşısında Yarbay Wilmer, Kuzey Grup Komutanlığı’na gönderdiği raporunda takviye istemiştir. 7. ve 12. Türk Tümenleri’nin yolda olduğu, Tayfur’daki Süvari Alayı’ndan iki bölüğün Yarbay Wilmer emrine gönderilmesi bildirilmiştir. 7 Ağustos günü 5 tugaylık büyük İngiliz kuvvetinin, geniş bir alana yayılmış 3000 kişilik Türk birlikleri karşısında zorlanmadan hedeflerini ele geçirmesi ve Çanakkale Boğazı’nı ateş altına alması zor değildi. 9. İngiliz Kolordusu’na bağlı 27.000 kişilik kuvvetin sadece Mestan Tepe ile Karakol Dağı’nın bir bölümünü ele geçirmesi Türkler için büyük bir şans, İngilizler için ise büyük şanssızlık ve başarısızlıktır. Bu büyük İngiliz kuvveti ancak 800m. kadar ilerleyebilmiştir.

I. Anafartalar Muharebesi:

7. ve 12. Tümenler’in bölgeye gelmesi sonucu yapılması planlanan taaruza katılacak Türk kuvveti 18.987 kişiden oluşmaktaydı. Yapılan plana göre: 12. Tümen: Kavaktepe-Tekke Tepe Mevkiileri’nde hazırlık mevzisine girecek, gün ışımasıyla Kükürtlüpınar-Sülecik Mestan Tepe çizgisinde bulunan İngiliz birliklerine taaruza geçecekti. 7. Tümen: Büyük Anafarta Köyü doğusunda hazırlık mevzisine girecek, gün ışımasıyla Damakçılık Bayırı doğrultusunda taaruza geçecek. İbrikçe güneyinde bulunan Bursa Jandarma Taburu ile 31. Alay’ın 2. Taburu bu tümenlerle birlikte taaruza katılacak ve bu iki grup arasında bağlantıyı sağlayacaktır.

9 Ağustos sabahı saat 04:00’da Türk kuvvetleri belirtilen doğrultularda taaruza geçmiştir. Yapılan çetin süngü taaruzları ve Türk topçusunun destek atışları sonucu İngilizler’in elinde bulunan bazı önemli tepeler tamamen ele geçirilmiş, özellikle 12. Türk Tümeni taaruz hattı üzerinde bulunan 5 İngiliz taburu eski mevzilerine çekilmek zorunda kalmıştır. 7. Tümen cephesinde ise, İngiliz mevzilerine en çok yaklaşan 20. Alay’ın !. Taburu ağır zayiata uğramış, İngilizler’in karşı taaruzlarıyla geri çekilmek zorunda kalmıştır. 7. Tümen’in verdiği ağır kayıplar sonucu akşama kadar bir ilerleme sağlanamadı. 9 Ağustos taaruzlarında Türk zayiatı 2.114’tür. Anafartalar Bölgesi’ndeki bu gelişmeler karşısında Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal 9 Ağustos gecesi birliklerin bulundukları hattı tahkim ederek savunma için düzenlemeleri emrini verir. Kendisi de 10 Ağustos’ta yapılacak taauzu yönetmek için Conkbayırı’na hareket etmiştir.

9. İngiliz Kolordu Komutanı, Türkler’in elinde bulunan Anafarta sırtlarını elde etmek amacıyla 10 Ağustos sabahı yeniden taaruz için gerekli emirleri vermişti. Bu taaruzda karaya yeni çıkarılan 53. Teritorial Tümeni destek amacıyla tertiplenmişti. Kraliyet Sahra Topçusu’na bağlı bir topçu tugayıyla iki dağ bataryası bu taaruzu destekleyecekti. Böylece 11. ve 53. Tümenler’den oluşan kuvvet 10 Ağustos günü saat 05:00’da taaruza geçer. Bu taaruz 12. Türk Tümeni cephesine yapılmış, birkaç saat süren savaş sonucunda taaruz geri püskürtülür. Türk kuvvetleri ağır kayıplar vermesine rağmen mevzilerini boşaltmamış, böylece İngilizler bir başarı elde edememişlerdir. 10 Ağustos’ta yapılan İngiliz taaruzlarında 12. Türk Tümeni 423, 7. Türk Tümeni 687 zayiat vermiştir. İngiliz zayiatı yaklaşık 1800 kişiydi.

Aynı gün Anafartalar’daki İngiliz taaruzuna destek amacıyla Conkbayırı’nda da bir saldırı planlanmıştı. Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, Anafartalar Ovası’ndaki birlikleri denetledikten sonra aynı gece yani 9 Ağustos gecesi yeniden Conkbayırı’nda bulunan 8. Tümen karargahına döndü. Bu bölgedeki birlikler İngiliz topçularının yoğun ateşiyle dağılmış, Conkbayırı’nda cepheyi koruyan 8. Tümen (23. ve 24. Alaylar) bulunmaktaydı. Albay Mustafa Kemal, 10 Ağustos sabahı saat 04:30’da baskın tarzında bir taaruz planlamıştı. Bu taaruz, süngü hücumu olacaktı. Bu taaruzu Mustafa Kemal şu şekilde anlatmaktaydı:

“10 Ağustos 1915’te Conkbayırı’nı almak ve bütün Boğaz’a hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzereydi. 8. Tümen Komutanı ve diğer subaylarını çağırdım. Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim, size kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız. Bu durumdan askeri de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve sürünerek düşmana 20-30m. yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı’ndan çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04:30’da kıyametler kopmuştu. İngilizler neye uğradıklarını anlayamamıştı. Allah! Allah! sesleri bütün cephelerde karanlıkta gökleri yırtıyordu. Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi büyük çukurlar açıyor, her tarafta şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım, elimi göğsüme götürdüm, kan akmıyordu. Olayı Yarbay Servet Bey’den başka kimse görmedi. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması bütün cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel vücudumda kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı gün gecesi parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşa’ya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış, heyecanlanmıştı. Kendileri de altın saatini bana hediye ettiler.” Diğer taraftan 9 Ağustos’u 10 Ağustos’a bağlayan gece Kanlısırt’a da ardı ardına hücumlar yapılmış, bir kısım Türk mevzileri geri alınmıştı. Bu taaruzda 47. Alay Komutanı Binbaşı Tevfik Bey ve 15. Alay Komutanı Yarbay İbrahim Şükrü en ileri hatta çarpışırken şehit olmuşlardır. 6-10 Ağustos arasında Conkbayırı Bölgesi’nde yapılan savaşlarda Türk kuvvetleri yaklaşık 20.000 zayiat, İngiliz kuvvetleri 25.000 zayiat vermiştir

II. Anafartalar Muharebesi:

I. Anafartalar Savaşı’ndaki başarılı Türk savunması karşısında alınan başarısızlık sonucu General Stapford görevden alınmış, yerine 29. Tümen Komutanı General Lisle atanmıştı. Generale verilen görev, dağılan 9. Kolorduyu toplamak ve Türk mevzilerine yeni bir taaruz harekatı yapılmasıydı. Suvla’da bulunan birlikler 29. Tümen’in iki tugayıyla takviye edilmişti.

Taaruz 21 Ağustos’ta saat 14:00’da yoğun donanma ve kara topçusunun ateşiyle başladı. Anafartalar bölgesindeki bu taaruz tüm cephelerde olmaktaydı. Bu taaruzda üstün İngiliz kuvvetine karşı Türk savunması çok zayiat vermesine rağmen bulunduğu mevzileri bırakmıyordu. 22 Ağustos’ta yapılan taaruzlarda 9. İngiliz Kolordusu’nun tek kazancı Yusufçuk Tepesi’nin batı yamaçlarında bir mevzi parçasıyla, sağ kanadındaki Azmak Dere kuzeyine doğru küçük bir mevzi parçasından ibaretti. Bu küçük kazançlar için İngilizler 6558 zayiat vermişti. Türkler’in zayiatı ise 2598 kişiydi.

General Hamilton, Anafartalar Savaşı sonunda elde etmeyi planladığı Kocaçimen-Tekke Tepe hattı İngiliz kuvvetlerinin güvenliği açısından oldukça önemliydi. Fakat tüm yapılan taaruzlar sonucunda hiçbir sonuç alınamamış, tüm planlar iflas etmişti. Anafartalar Savaşı, Çanakkale Savaşı’nın kaderini belirlemiştir. Bu bölgedeki Türk kuvvetinin başına genç, cesur ve sevk idare yeteneği yüksek olan Kurmay Albay Mustafa Kemal’e verilmesi Türkler açısından oldukça büyük bir şans olmuştur.

Seddülbahir Cephesi ve Arıburnu Cephesi’ndeki savaşlarda artık İngilizler planlanan hedeflere ulaşamayacaklarını anlamışlardı. Balkanlar’da oluşan yeni gelişmeler yüzünden Çanakkale Cephesi’ndeki birliklerin bu bölgeye kaydırılması kararı alınmıştı. Böylece 8.5 ay süren Çanakkale Cephesi’nin boşaltılma kararı alınır. Bu karar ile 20 Aralık’ta Arıburnu Bölgesi’nden İngiliz birlikleri tamamen bu bölgeyi boşaltmıştır.

 

Çanakkale Savaşlarında Tarafların Kayıpları:

Türkler: 58.650 şehit, 100.177 yaralı, 10.067 kayıp, 21.498 hastalıktan ölen, 64.000 sakat. Toplam 254.392 kişi.

İngilizler: 1.745 subay-26.455 er ölü, 3143 subay-74.554 er yaralı, 353 subay-10.901 er kayıp ve 98.863 sakat, Toplam 216.014 kişi.

Fransızlar: Kayıp, ölü ve yaralı olarak toplam 47.745 kişi.

 

ÇANAKKALE SAVAŞLARININ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMİ VE GÜNÜMÜZE YANSIYAN BOYUTLARI

1) GENEL

Çanakkale Cephesi’nin başta deniz harekatı (Boğaz’ın zorlanması) ve onu izleyen kara hareketleri, kuşkusuz sıradan birer askeri operasyon ya da savaş olayları gibi irdelenemez.

Boğazların (Çanakkale ve İstanbul), klasik, dar bir çerçeve ve anlamda sadece Akdeniz’in Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri ya da köprülerden ibaret olduğu düşünülemez.

Türk Boğazları, coğrafyadan kaynaklanan durumuyla Akdeniz’in birbirinden önemli diğer stratejik değer taşıyan su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş Kanalıyla da bütünleşmektedir.

Böylece Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının, aynı zamanda Atlas ve Hint okyanusları gibi dünyanın diğer büyük deniz ve kıta kara parçalarını da birbirine bağlayan geniş kapsamlı jeopolitik konumuyla dünya siyaset ve ekonomisi üzerine olan etkilerini bugün de korumakta olduğu görülür.

Gerçekten Türk Boğazlari, uluslararası ilişkilere yön vermede, bölgesinde daima bir odak noktası oluşturmuştur.

Bu nedenlerledir ki, tarihin eski dönemlerinden beri bu önemli pozisyonla Avrupa, Asya ve Afrika ülkeleri arasında başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilşkilerle askeri operasyonların, hep Boğazlar bölgesinde cereyan ettiği görülür.

Başka bir deyişle, Boğazlar, hemen hemen tarih boyunca dünyanın diğer bölgelerinde pek görülmemiş ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuştur.

Yukarıdaki kısa açıklamaların ışığı altında Çanakkale savaşlarının sonuçları üzerindeki değerlendirmeler, kuşkusuz daha bir anlam ve önem taşımaktadır.

Bu değerlendirmelerin daha gerçekçi olabilmesi için büyük devletlerin Türk boğazları üzerindeki emellerine kısaca eğilmekte yarar vardır.

Rusya’nın öteden beri bilinen boğazlar üzerinden ılık denizlere ulaşma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan, dünyaya hakim olur” teorisine dayanarak XIX. Yüzyıldan beri güttüğü Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını önleme siyaseti; Almanya’nın “Drank Nach Osten (Doğu’ya doğru) politikası; Napolyon’un, “İstanbul anahtardır, İstanbul!a egemen olan dünyaya hükmedecektir” sentezine dayanan Fransızların politik duyarlılıkları, hep boğazlar üzerinde düğümlenmektedir.

Büyük devletlerin, boğazlar üzerindeki bu tarihi emelleri, onları, kendi aralarında da bir takım gizli mücadelelere yöneltmiştir.

İşte boğazlar üzerindeki çıkar çatışmalarıdır ki, İngiliz ve Fransızları, Ruslardan önce İstanbul’u ele geçirerek Karadeniz Boğazı’na el atmaya yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında başlıca etken olmuştur.

Ruslara silah ve malzeme yardımı akışını sağlamak sorunuysa, savaşın sadece görünüşteki nedenini oluşturmuştur.

Burada büyük devletlerin boğazlar üzerindeki tarihi emellerini ortaya koyarken bu devletlerden İngiltere’nin Çanakkale Cephesi’nin açılmasında birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doğru olur.

Gerçekten İngiliz Bahriye Nazırı Churchill, bu cephenin açılmasının baş mimarı olmuş, gerek kendisi gerekse diğer İngiliz liderleri, Türkiye’nin askeri gücünü ve kapasitesini ciddiye almamış, “Sınırlı bir cezalandırma, direnmekten vazgeçip dize geleceği” gibi büyük bir yanılgıya düşmüşlerdi. Başka bir deyişle, Türk askeri gücü, matematiksel ölçülere vurularak küçümsenmiş, Türk askerinin asıl manevi gücü hiç de hesaba katılmamıştır.

İşte bu büyük yanılgılardır ki, onları, önce zamanın en modern silahlarıyla donatılmış zırhlılardan oluşan görkemli donanmasından en güçlülerini Boğaz’ın derin sularına gömerek terk etmek, sonra da karada aldıkları beklemedikleri yenilginin sonucu olarak, Gelibolu Yarımadası’nı boşaltmak zorunda kalmaktan kurtaramamıştır.

 

Anlaşma devletlerinin, Çanakkale serüveni bu suretle noktalandıktan sonra, bu savaşların yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, Türkiye ve uluslararası politika ve diplomasi tarihi açısından ortaya koyduğu sonuçları şöylece özetlemek mümkün olacaktır:

 

SİYASİ SONUÇLARI

a. Çanakkale’de deniz ve karada kazanılmış bulunan zaferler, Balkan felaketiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan Osmanlı Devleti’nin prestijini kurtarıp güçlendirmiş, hükümetin bir bunalıma girmeden iktidarda kalış sürecini uzatmıştır.

b. Gelibolu Yarımadası’nda elde edilen zafr, Türk’ün eski güç ve dinamizmini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içindeki kahraman bir ulusun varlığını yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle, Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden ilelebet var olacağını kanıtlamıştır.

c. Bu parlak zafer, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına fırsat vermemiş, mahsur kalan Çarlık Rusya’sı içeriden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

d. Türk savunması aşılabilmiş ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmak da gecikmeyecek olan Rusya

e. Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları, başlangıçta savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönde etkilemiştir.

f. Örneğin Bulgaristan, Merkez devletlerinin yanında yer alırken Romanya, Yunanistan ve İtalya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmalarını da bir yıl kadar geciktirmiştir.

g. Birleşik Filo’nun Boğaz’da uğradığı yenilgi, İngiltere ve Fransa’nın prestijini bir hayli sarsmış, özellikle İngilizlerin, denizlerdeki tartışılmaz üstünlüğü imajını ortadan kaldırmıştır. Bu da onların sömürgelerindeki bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğusuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

h. Gerçekten Avustralya ve Yeni Zelanda gibi o zamanki İngiliz dominyonu deniz aşırı ülkeler askerleri, Çanakkale’de hayatlarını yitirirken dimağlarında kıvrılan birtakım sorular

(Niçin, kimin için dövüştükleri gibi), onlar da git gide ulusal bilincin ilk kıvılcımlarını oluşturmayı geciktirmemiştir.

i. Nitekim, 9 Eylül 1922’de yunanlılar denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının boğazlar bölgesine kaydırılmaları üzerine, Churchill’in Avustralya’dan yeniden yardım isteğine karşı, bu ülkenin başbakanı, “Tek bir askerin hayatını tehlikeye koymayacağını ve yeniden savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” vurgulamıştı.

j. Çanakkale savaşlarının dikkate değer bir ilginç yanı da aylarca gece ve gündüz dövüşen iki hasım ordu askerleri arasında, belki de savaşın kaderini paylaşmanın getirdiği bir yakınlaşma ve dostluğun gözlenmesi olmuştur.

k. İşte bu durum, savaş sonrası ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş, Avustralya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasında etken olmuştur.

l. Öte yandan Siyonist liderlerden Vladimir Eugeueniç JABOTİNSKİ’nin “Gelibolu’daki gönüllü Yahudi Birliği’nin Hikayesi” adlı eserinde belirttiği üzere, Gelibolu’daki savaşlara katılan altı yüz gönüllü Yahudi askerinin gösterdiği üstün çaba ve başarının davalarının dünyaya tanıtılması sonucu Orta Doğu’da bugünkü İsrail Devleti’nin oluşturulmasında büyük bir rolü olmuştur.

m. Gerçekten, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bugünkü İsrail’in kurulmasında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

n. Çanakkale Zaferi’nin en önemli ve anlamlı sonuçlarından birisi de, Doğu’nun en büyük imparatorluğu Çarlık Rusya’nın yıkılması yanında,ülkesinde güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğu’nda da,ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile bir hayli sarsılmıştı.

 

ASKERİ SONUÇLARI

a. 18 Mart 1915 Boğaz Savaşı’nda kazanılan zaferle İngiliz- Fransız donanmalarının Marmara’ya girerek bir ay içerisinde İstanbul’u ele geçirme planları suya düşürülmüştür.

b. 18 Mart yenilgisinden sonra, karaya yöneltilen çıkarmalarla başlatılan ve dönemin en güçlü zırhlılarının cehennem ateşleri altında günlerce süren mevzi savaşlarında Türk askerinin hiç sarsılmayan mücadele,azim ve direnişi ile karşılaşan İngiliz ve Fransızlar, daha fazla dayanamayıp bu kez de yarımadayı terk etmek zorunda kalmışlardır.

Böylece karada kazanılan bu ikinci zaferle de, Türk Ordusu’nun Balkan Savaşı’nda sarsılan prestiji kurtarılmıştır.

c. Çanakkale Savaşları Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’ni izleyen Türk Milli Mücadelesi’nin bu eşsiz liderini Türk Ulusu’na kazandırmıştır.

d. Bu zafer, İngiliz ve Fransızlar’ın, Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakarak Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini boşa çıkarmak suretiyle savaşın iki yıl uzamasına neden olmuştur.

e. Boğaz’ın açılmaması, Rusya’yı yalnız silah ve malzeme yardımından yoksun bırakmakla kalmamıştır. Aynı zamanda yarım milyonu bulan İngiliz ve Fransız askerini bu cepheye çekerek Alman Cephesi’nden uzakta tutmuş ve Almanya’nın Doğu Avrupa Cephesi’ndeki harekatını kolaylaştırmıştır.

f. Çanakkale’de kazanılan zafer, Türk’ün bittiği sanılan askeri gücünün tükenmediğini, koşullar ne kadar ağır olursa olsun iyi yönetildiği takdirde, tüm zorlukların üstesinden gelebilecek güç ve inanca sahip bulunduğunu dünyaya kanıtlamıştır.

g. Bol cephaneye dayanan yoğun donanma bombardımanları altında bırakılan Türk askeri, kendisine özgü sabır ve serin kanlılıkla görevinin başında yılmadan direnişini sürdürmüştür. Öte yandan,bu dev armadalar, eski birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor, karadaki Türk topçusu, buna sadece 1.900 mermi ile karşılık verebilirken onlar tek bir bataryamıza (Dardanos’a) 4.000 mermi fırlatıyorlardı.

h. On sekiz savaş gemisiyle katıldıkları 18 Mart Savaşı’nda, yedisi savaş dışı bırakılıp üstlerindeki kırk dört top birden Boğaz sularına gömülürken, Müstahkem Mevkii Komutanlığı, topçu gücünü olduğu gibi koruyordu.

Böylece, Boğaz’ı geçerek, bir ay içerisinde Marmara’ya ve İstanbul’a ulaşabileceği hesabı içinde bulunan Birleşik Filo, Çanakkale’nin çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden yapılan taarruz ve zorlamalarla başarıya ulaşamayacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.

i. Dünyanın en büyük ve güçlü deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli filosunun Boğaz Savaşı’nda düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiçbir zaman belleklerinden çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer girişim ve saldırılar, dün olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir.

Şu da unutulmamalıdır ki, böyle bir saldırıyı ilerde göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyadaki değişim ve gelişimlere gözlerini kapatmış bir Osmanlı Devleti yerine bu kez karşılarında, XX. Yüzyılın en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan Cumhuriyet Silahlı Kuvvetlerini bulacaklardır.

j. İngiliz ve Fransızların yalnız donanmayla hedefe ulaşma çabalarının başarısızlıkla sonuçlanması onları, kara kuvvetleri ile Yarımada’ya çıkarma operasyonları düzenlemeye yöneltmiştir.

Ne var ki, bu yöndeki çabalarının da, beklenen sonucu vermeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızların, mevzii savaşlarına dönüşerek, asırlarca süren çetin Türk direnişi karşısında, geç kalmış olsalar da Yarımada’yı boşaltma kararı almak zorunda kaldıkları bir gerçektir.

k. Onların bu kararı alıp uygulamaya başlamalarının vaktinde haberinin alınamaması, Türk tarafı için kuşkusuz bir keşif ve istihbarat yanılgısıdır. Ancak, şu da bir gerçekti ki, Türk ordusu ağır silah ve cephane bakımından güçlü bir donanmanın desteğindeki İngilizleri denize dökecek durumda değildi. Sırbistan yolu açıldıktan sonra, müttefiklerimizin, ağır topçu ve makinalı tüfek gereksinimini hızla karşılamaları gerekirdi.

l. Aslında İngilizler, Yarımada’nın boşaltılmasını çok iyi planlamışlar, büyük bir gizlilik içerisinde ve ustaca da uygulamasını bilmişlerdir. Nitekim onlar bu sayede Yarımada’daki kuvvetlerini hemen hemen hiç kimseye zarar vermeden çekebilmeyi başarmışlardır.

m. Çanakkale Cephesi, deniz ve kara hareketleri ile birlikte incelendiğinde görülür ki, İngiltere ve Fransa’nın bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun yüzde ellisini kaybetmiş bulunmaları haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından, savaşın genel gidişini etkilemiştir.

Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000’den fazla askerden verdiği zayiatın 211.000’e ulaşmış olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.

Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluğun, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedildiği bir gerçektir.

SOSYO-EKONOMİK SONUÇLARI

a. Boğazların açılarak Rusya’ya ulaşılması durumunda Rusya, dış alım satıma kavuşacağından, ekonomik dengesini kurabilecek, müttefikleri de Rusya ve Romanya’nın buğday kaynaklarından yararlanabileceklerdi ki, bu gerçekleşememiştir.

b. Keza boğazlar açılabilseydi; Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp Karadeniz’de toplanacak çeşitli devletlere ait 129 parça ticaret gemisinden yararlanma fırsatı elde edilmiş olacaktı. Böylece uluslar arası ticari ilişkiler, olumsuz yönde etkilenmeyecekti.

c.Kısaca denebilir ki; boğazların kapalı tutulması sayesinde, iki yıl uzayan savaş boyunca Anlaşma Devletleri’nin ekonomilerinde sıkıntılar yaratılmıştır. Bu durumsa, özellikle Rusya’yı bunalıma sürüklemekle kalmamış, bu yüzden rejim değişmiş (Komünizm gelmiş) ve bu devlet savaş dışı kalmıştır.

d. Çanakkale Zaferi’nin, yukarıda açıklanan uluslar arası ticari ve ekonomik alandaki etkileri yanında Türk Ulusu, 210.000-218.000’e ulaşan zayiatı arasında binlerce okumuş aydınını da birlikte yitirmiştir.

Gerçekten, kesin olmayan sayılara göre, 5.000’den fazla öğretmen, mülkiyeli,tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş aydın personelinden yoksun kalmıştır.

Böylece o günün koşullarında beyin takımı denebilen ve küçümsenmeyecek sayıları bulan bu gibi kayıpların, savaş sırasında olduğu kadar, bunu izleyen Kurtuluş Savaşı’mızda da olumsuz etkileri görülmüştür.

Bundan başka Cumhuriyet’in ilanından sonra, ATATÜRK’ün başlattığı inkılaplar ve buna paralel yapılan reformların, kitlelere yaygınlaştırılıp mal edilmesinde de hayli sıkıntılara düşülmüştür.





 İrfan Mobilya - ARADIĞINIZ YAŞAM TARZI BURADA

Şehitlik Sanal Gezisi
----------------------------------
ACİL TELEFONLAR
ÇANAKKALE'Yİ CANLI İZLEYİN
ÖNEMLİ TELEFONLAR
----------------------------------


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.09032.0940
Euro2.81602.8211
Hava Durumu
Anlık
Yarın
28° 31° 22°