TROİA: BİR KENT ve MİTOLOJİSİ

Türkiye’nin kuzeybatısında yer alan Çanakkale ili, Çanakkale Boğazı ile Avrupa ve Asya kıtasını birbirinden ayırır. Antik dönemden beri  boğazın bu  kıyısı pekçok önemli olaya tanıklık etmiştir. Çanakkale Boğazı kuzeye doğru Marmara Denizi ve İstanbul’a; güneye doğru ise Ege ve Akdeniz’e açılmaktadır. Boğazın antik ismi mitolojik bir öyküden kaynaklanmaktadır: Kral Athamas'ın çocukları Phryxus ve Helle, üvey anneleri tarafından evlerinden uzaklaştırılınca, gerçek anneleri Bulut Tanrıçası Nephele tarafından gönderilen, uçabilen altın postlu bir koç üzerine bindirilirler. Prens ve prenses gökyüzünde koçun üzerinde uçarken, Prenses Helle suya düşer ve boğulur. O günden sonra Boğaz, "Helle’nin Denizi" adını alır.

Yine Çanakkale Boğazı’nın bu sularında  Avrupa’yı feht etmek isteyen Kral Kserkes, komutasındaki Pers ordusunu karşıya geçirmek için gemilerden bir köprü yapar. Daha sonraları ise Büyük İskender, günümüz Biga ilçesinin yakınlarında yaptığı Granikos Savaşı ile Persleri yener.

Tarih boyunca Grekler, Romalılar, Bizanslılar ve Vendikliler gibi büyük güçler Çanakkale Boğazı’nı kontrol etmek ve böylece İstanbul Boğazı’na da hakim olmak için savaşmışlardır. 1462 yılında is Fatih Sultan Mehmed boğazın iki yakasına yaptırdığı kalelerle boğazın kontrolünü eline almıştır. 19. yüzyılda da aynı amaçla boğaza saldırılmıştır. 1915 yılındaki Çanakkale Savaşları’nda İngiliz ve Fransızlardan amaçlarına ulaşamamışlardır.

Bu nedenle Çanakkale’nin stratejik konumu aynı zamanda bölgedeki insanların kaderlerini de belirlemiştir.

İşte bu stratejik konumu nedeniyle boğazın girişine yakın bir tepenin üstünde tarih öncesi dönemlerden itibaren yerleşim görmüş ölümsüz kentlerden biri de Troia’dır. Çanakkale merkezden İzmir yönünde 22 km. uzaklıktaki Troia’ya ulaşım oldukça rahattır. Alman tüccar Heinrich Schliemann (18822-1890) İlyada’yı derinlemesine okuyup inceledİkten sonra Çanakkale Boğazı’nın (antik dönemdeki adı Hellespontus) güneyinde bulunan 200 m. x 150 m. boyutlarındaki yapay bir tepe olan Hisarlık’da aranması gerektiğine inanır. Bu höyük, Karamenderes (antik adı Skamandros) ve Dümrek (antik adı Simois) ırmaklarının vadileri arasındaki platonun hemen üstünde, Çanakkale Boğazı’na 4.5 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Bölgede yaşayan İngiliz konsolosu Frank Calvert, Hisarlık tepesinin bir höyük olduğunu çok daha önceleri anlamış ve bu tepeden satın aldığı arazide küçük çapta kazılar gerçekleştirmiştir. Schliemann yönetimdeki resmi kazılar ise 1871 yılında başlayarak aralıklarla 1890 yılına kadar devam etmiştir. Schliemann’nın 1873 yılında bulduğu ve yanlışlıkla Priamos Hazinesi olarak adlandırdığı hazine buluntusu o dönemlerde dünyada büyük yankı uyandırmıştır. Schliemann bu hazineleri önce Atina’ya oradan da Almanya’ya kaçırmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Rusya’ya götürlen hazine buluntuları halen Moskova’daki Puşkin Müzesi’nde sergilenmektedir. Schliemann’nın ölümünden sonra ise kazılar arkadaşı mimar Alman Wilhelm Dörpfeld (1853-1940) tarafından 1893-94 yıllarında gerçekleştirilmiştir. Uzun bir aradan sonra, 1932-1938 yılları arasında Amerikalı arkeolog Carl W. Blegen (1887-1971) Troia’da yeniden kazılar gerçekleştirmiştir. Blegen daha sonraki yıllarda yaptığı yayınlarla Troia merkezli modern Ege arkeolojisinin temellerini atmıştır. Elli yıllık bir aradan sonra ise yeni dönem kazıları Tübingen Üniversitesi’den Manfred Osman Korfmann tarafından 2005’deki ölümüne kadar devam ettirilmiştir. 2006 yılından sonrasındaki çalışmalar Tübingen Üniversitesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ortaklığıyla devam ettirilmektedir

İki kıta (Avrupa ve Asya) ve iki büyük denizin  (Ege ve Karadeniz) kesiştiği, stratejik açıdan önemli konumu buranın 3 bin yıl boyunca sürekli yerleşim görmesini sağlamıştır. Burada, Anadolu’nun birçok yöresinde olduğu gibi, ev duvarlarının yapımında büyük ölçüde kerpiç kullanılmıştır. Yeniden inşa sırasında ise, kerpiçin tekrar kullanılmaya uygun olmaması nedeniyle eski tabakalar düzeltilip, üstüne yeni binalar yapılmıştır. Bunun sonucu olarak da giderek yükselen ve 16 metreyi aşan bir höyük oluşmuştur. Aşağıdan yukarıya doğru farklı 10 ana yerleşim evresi saptanmıştır:

Troia I-III (Kıyısal Troia Kültürü): Özellikle Akdeniz bölgesindeki bu dönem yerleşmelerinin dağılımı nedeniyle bu isim verilmiştir. Bu dönem M.Ö. yaklaşık 3000‘de başlayıp 2100‘e kadar devam eder.

Troia IV-V: Anadolu Karakterli Troia Kültürü: M.Ö. 2100‘lerde başlayıp 1700‘lere kadar devam eder.

Troia VI-VII ise (M.Ö. 1700‘den 1100‘lere kadar ) arekologlar tarafından Yüksek Troia Kültürü olarak tanımlanmıştır.

Troia VIII’de ise birkaç yüzyıllık bir yerleşme boşluğundan sonra M.Ö. 700‘lerde başlayan  Grek yerleşmesi  M.Ö. 85‘lere kadar devam eder.

Troia IX’da M.Ö. 85‘lerden M.S. 500‘lere kadar bir Roma yerleşmesi bulunmaktadır.

Troia X’da ise 13. düzyılda başlayan Bizans yerleşmesi 14. yüzyıla kadar sürer.

Bu tarihten sonra da o dönemdeki büyük politik değişiklikler nedeniyle Troia, kültür hayatındaki eski önemini kaybeder. 17. yüzyıldan itibaren ise özellikle Avrupalı aydınların artan Troia ilgisi Heinrich Schliemann’a doruk noktasına ulaşır ve bu önem günümüze kadar devam eder.  Homeros’un M.Ö. 730‘larda yazıya geçirdiği İlyada isimli destanı, Troia Savaşı‘ efsanesinin küçük bir bölümünü kapsar: Troia Kralı Priamos’un oğlu Paris, bir güzellik yarışması sonrasında, kendisine dünyanın en güzel kadını sözünü veren tanrıça Afroditi seçer. Daha sonra ise Paris,  Sparta kralı Menelaus’un dünyalar güzeli karısı Helen’i kaçırıp, Troia’ya getirir. Bunun üzerinde Akhaların orduları Agamemnon komutasında toplanarak Troia’ya saldırırlar. Homeros’un İlyada Destanı ise bu savaşın onuncu yılındaki son 51 günü anlatır. Akhaların kahramanı Akhilleus’un orduların yöneticisi Agamemnona’a karşı öfkesi sonucunda, savaştan çekimesiyle destan başlar. Destan Akhilleus’un savaşa dönmesi ve Troialı kahraman Hektor’u öldürüp, cesedeni savaş arabasının arkasına bağlayıp Troia’nın surlarının etrafında sürüklemesi ve daha sonra Hektorun ölüsünü babası Priamos’a vermesiyle biter. Homeros’un ikinci destanı Odysseia’da ise, Troia’nın yıkılması anlatılır: Herşeye rağmen kenti alamayacaklarını anlayan Akhalar, tahta bir at yaparak kentin kapısına bırakırlar. İçlerinde savaşçılar gizli bu at, bir hediye olarak kente alınır ve atın içinden çıkan savaşçılar kentin kapısını açarak, 10 yıl fethedilemeyen kenti, yakar yıkarlar.

Araştırmacıların büyük çoğunluğu, destanın birebir yaşanmış olduğunu kabul etmemekle birlikte,  destanda tarihi bir özün olduğuna inanmaktadırlar.

Bu ölümsüz destan  M.Ö. 8. yüzyıldan günümüze kadar sürekli kopyalaranarak günümüze kadar ulaşmıştır. 

Doç. Dr. Rüstem Aslan

(Çanakkale Onsekiz Mart Üniveristesi-Arkeoloji Bölümü Troia Kazısı Başkan Yrd)



Yorum Yaz - Arşiv   957 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın







 İrfan Mobilya - ARADIĞINIZ YAŞAM TARZI BURADA

Şehitlik Sanal Gezisi
----------------------------------
ACİL TELEFONLAR
ÇANAKKALE'Yİ CANLI İZLEYİN
ÖNEMLİ TELEFONLAR
----------------------------------


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.25572.2598
Euro2.87482.8800
Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 22° 13°
Saat